Online Kitap CD Resim SATISI

ANA SAYFA Alış-Veriş Sepeti < 0 EURO / 0 Ürün > Konuk Defteri YARDIM Admin CP

ARASTIRI
CD / DVD
SIIR
ANI
ROMAN
RESIM
Kurdi
SÖZLÜK
Deneme
ANLATI
Öykü
Biyografi
HEPSI

Dağın Öteki Yüzü-NURHAK:Ozan Yayıncılık
344 Sayfa 13,5x21 cm..

Mavi Düşler:Ressam: Ali Usta 50X70 cm.
Yağlı Boya..

Firaz Baran - Karanlığa Süzülen Işık Mehmet Bayrak :Öz-Ge Yayınları
480 SAYFA, BÜYÜK BOY, 1. HAMUR, RESİMLİ ..

Mehmet Bayrak - Alevilik - Kürdoloji - Türkoloji Yazıları:(1973 - 2009) Öz-ge Yayınları
542 Sayfa..

Mehmet Bayrak -Şark Islahat Planı - Kürtlere Vurulan Kelepçe:Özge Yayınevi
258 sayfa..

Esra Odman - Gölgesi Bedenim:Havuz Yayınları Basım Tarihi : 09 - 2007
Sayfa Sayısı : 89..

Merih Günay - Martıların Düğünü :Havuz Yayınları Yayın Yılı: 2007
13,5x20,5 cm 80 sayfa Karton Kapak..

Alper Akdeniz - Ateş Alıyor Güvercinler:Havuz Yayınları
13,5x19,5 cm 80 sayfa Karton Kapak..

Halil Gülel - Oyuna Geldik:Havuz Yayınları
13,5 x 19,5 cm, 128 sayfa, Karton Kapak...

Merih Günay Hiç :Havuz Yayınları
21x13.7 cm Sayfa Sayısı : 104 ..

Ali Özenç Çağlar - Günah Kuşları:Havuz Yayınları
264 sayfa 13,5x19,5 cm Karton Kapak..

NESRIN OZYAYCI - ÖLMESEYDİ:Havuz Yayınları
230 sayfa 13,5x19,5 cm Karton Kapak..

Abdullah Sevki - Edebiyat ve Yorum:Havuz Yayınları
1. Hamur Kâğıt Karton Kapak 636 Sayfa..

Isin Sigel - Aaa, Siz Hic Türklere Benzemiyorsunuz:Almanya\'da Türk Olmak Verlag: ÖZ YAPIM oHG; Auflage: 1. Neuausg. (15. März 2009)
19,4 x 13,8 x 2 cm Broschiert: 240 Seiten ..

Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi I:Mesud Barzani; Editör: Ali Rıza Vural
15.5 x 23.5 cm., 669 sayfa, Türkçe, Karton kapak..

Mehmet Sogut - 12; Uğur\'un Yaşı:Vesta Yayınları
Boyut: 14 x 20 cm Sayfa: 48..

Mehmet Sogut - Çöl Yalnızlığı:Kora Yayınları
13,5x21 cm Sayfa : 80 ..

Mehmet Sogut - Karanlıktaki Gölge:Aram Yayınları
Boyut: 13,5x21 cm Sayfa : 80..

Osman Aslanoglu - Ferhenga Çapemeniya Kurdi:Kürtçe Basın Sözlüğü
328 Sayfa..

Ahmet Dümrül - Güzel insan:Kora, 2007
13x19,5, 136 Sayfa..

İlhami Yazgan - Tarihin Akışında Kürtler :Zer Yayınevi
Format: 135 x 200 mm Sayfa: 236..

Samed Behrengi - Ûldiz û Qijikên Reş:Weşanxaneya Ronahî
Amadekar: Mihemed RONAHİ..

Samed Behrengi - Masîreşê Biçûk:Weşanxaneya Ronahî
Amadekar: Mihemed RONAHİ..

Kutbettin Ozer - Kürtlerin Çıkmazı:
..

Ozan Emekci 3 Kitabı Bir Arada:Özgürlük Mahkumları - Arzuhal - Feryad u İsyan
Ozan Emekçi Serisi..

Cennet Bilek - Babil\'de Sürgün:Siyah Beyaz Yayınları
167 Sayfa..

Cennet Bilek - Silvan\'da Ağıt:Peri Yayınları 367 Sayfa
ISBN: 975-8245-84-8..

Ezeli Doganay - Paket Evlilikler / İthal Gelinlerin Yakarışları:Profil Yayıncılık
Mart 2007, ISBN: 978-975-996-059-9..

Ezeli Doganay - Ana Dendi Bacı Dendi Yar Dendi :Kadın Halk Ozanları Antolojisi
Yayıncı: Hitit Verlag..

Ezeli Doganay - 100 und 1 Gedicht aus dem Garten der Seele:Lyrik
..


Derwêş Serhedî Rengên Govendê
http://www.derwes-serhedi.com

10,00 EURO

Bu Site Satılıktır... Bilgi İçin: info@ali-usta.net

Kriter:



Komunist Manifesto

İçindekiler

1872 ALMANCA BASKIYA ÖNSÖZ

1882 RUSÇA BASKIYA ÖNSÖZ

1883 ALMANCA BASKIYA ÖNSÖZ

1890 ALMANCA BASKIYA ÖNSÖZ

1892 LEHÇE BASKIYA ÖNSÖZ

1893 İTALYANCA BASKIYA ÖNSÖZ

KOMÜNİST PARTİ M A N İ F E S T O S U

I. BURJUVALAR VE PROLETERLER

II. PROLETERLER VE KOMÜNİSTLER

III. SOSYALİST VE KOMÜNİST YAZIN

1. GERİCİ SOSYALİZM

A. FEODAL SOSYALİZM

B. KÜÇÜK-BURJUVA SOSYALİZMİ

C. ALMAN SOSYALİZMİ YA DA "HAKİKİ" SOSYALİZM

2. TUTUCU SOSYALİZM YA DA BURJUVA SOSYALİZMİ

3. ELEŞTİREL-ÜTOPIK SOSYALİZM VE KOMÜNİZM

IV. KOMÜNİSTLERİN MEVCUT ÇESITLI MUHALEFET PARTİLERİ KARŞISINDAKİ KONUMLARI

Önsözler'in Dipnotları

Dipnotlar

ıklayıcı notlar

1872 ALMANCA BASKIYA ÖNSÖZ

Komünist Birlik,[2] o zamanın koşulları altında elbette ancak gizli olabilen uluslararası bir işçi derneği, Kasım 1847'de Londra'da yapılan kongrede, aşağıda imzaları bulunanları, yayınlanmak üzere, ayrıntılı bir teorik ve pratik parti programı hazırlamakla görevlendirdi. Şubat Devriminden[3] birkaç hafta önce müsveddesi basılmak üzere Londra'ya gelen aşağıdaki Manifesto, işte böyle ortaya çikti. İlk kez Almanca yayınlanmış olarak Almanya'da, İngiltere'de ve Amerika'da gene bu dilden en az oniki yeni farklı baskısı yapıldı. İngilizce olarak, ilk kez, Miss Helen Maefarlane'in çevirisiyle, 1850'de, Red Republican'da,[4] ve 1871'de, en az üç farklı çevirisiyle, Amerika'da yayınlandı. Fransızcası, ilk kez, 1848 Haziran ayaklanmasından[5] önce Paris'te, ve yakınlarda da New-York'un Le Socialiste'inde[6] çikti. Yeni bir çevirisi halen hazırlanmaktadır. Lehçesi, Almanca olarak ilk yayınlanışından kısa bir süre sonra Londra'da çikti. Bir Rusça çevirisi, altmışlarda, Cenevre'de yayınlandı.[7] İlk çikisindan hemen sonra, Danimarka diline de çevrildi.
Son yirmibe
ş yıl içerisinde durum ne denli değişmiş olursa olsun, bu Manifesto'da geliştirilmiş bulunan genel ilkeler, ana çizgileriyle, bugün de her zamanki kadar doğrudur. Şurada ya da burada bazı ayrıntılar daha iyi hale getirilebilir. İlkelerin pratikteki uygulanışı, Manifesto'nun kendisinin de belirttiği gibi, her yerde ve her zaman o günün koşullarına bağlı olacaktır ve, bu nedenle, İkinci Bölümün sonunda önerilen devrimci önlemlere hiç bir özel ağırlık verilmemiştir. Bu pasaj, bugün, birçok bakımdan, çok farklı bir biçimde ifade edilebilirdi. Modern sanayiin son yirmibeş yıl içerisinde gösterdiği büyük gelişme ve işçi sınıfının bununla beraber ilerleyen parti örgütlenmesi karşisında, ilk kez Şubat Devriminde ve, daha önemlisi, proletaryanın ilk kez iktidarı iki ay boyunca elinde tuttuğu Paris Komününde edinilen pratik deney karşisında, bu program, bazı ayrıntıları bakımından, bugün eskimiş bulunuyor. Komün özellikle bir şeyi, "işçi sınıfının mevcut devlet mekanizmasını salt elinde tutmakla onu kendi amaçları için kullanamayacağı"nı tanıtlamıştır. (Bkz: bu noktanın daha da geliştirildiği Fransa'da İç Savaş; Uluslararası İşçi Birliği Genel Konseyinin Çagrisi, London, Truelove 1871, s. 15.) Ayrıca, apaçık ortadadır ki, sosyalist yazının eleştirisi, bugün için yetersiz kalıyor, çünkü bu ancak 1847'ye kadar uzanıyor; aynı zamanda, komünistlerin çesitli muhalefet partileriyle olan ilişkileri konusundaki sözler (Bölüm IV), ilke olarak hâlâ doğru olmakla birlikte, pratik olarak eskimişlerdir, çünkü siyasal durum tamamıyla değişmiştir ve tarihsel gelişim orada sayılan siyasal partilerin büyük bir kısmını yeryüzünden silip götürmüştür.
Bununla birlikte, Manifesto, üzerinde art
ık hiç bir değişiklik yapma hakkımız olmayan tarihsel bir belge haline gelmiştir. Belki de ileride, 1847'den günümüze dek olan boşluğu dolduran bir giriş ile birlikte, bir başka baskı çikabilir; bu yeniden basım, bize bunu yapma zamanı bırakmayacak kadar ani oldu.

Londra, 24 Haziran 1872

KARL MARX FRİEDRİCH ENGELS


1872'de Leipzig'de çikan
Almanca bask
ı için
Marx ve Engels taraf
ından
yaz
ılmıştır

1882 RUSÇA BASKIYA ÖNSÖZ


Komünist Parti Manifestosu'nun Bakunin’in çevirisiyle yap
ılan ilk Rusça baskısı, Kolokol[8] basımevi tarafından altmışların[7] başlarında yayınlandı. O sıralar Batı, buna (Manifesto'nun Rusça baskısına), yalnızca yazınsal bir ilgi gösterdi. Böyle bir görüş bugün olanaksızdır.
Proleter hareketin o s
ıralar (Aralık 1847) hâlâ ne denli sınırlı bir alanı kapsadığını, Manifesto'nun son kesimi -komünistlerin çesitli ülkelerdeki çesitli muhalefet partileri karşisındaki konumu- en açık bir biçimde gösteriyor. Burada özellikle yer almayanlar Rusya ve Birleşik Devletler'dir. Bu, Rusya'nın tüm Avrupa gericiliğinin son büyük yedeğini oluşturduğu, Birleşik Devletler'in göç yoluyla Avrupa'nın proleter güç fazlasını emdiği sıralardı. Her iki ülke de, Avrupa'ya hammaddeler sağlıyor ve, aynı zamanda da, onun sınai ürünleri için bir pazar oluşturuyorlardı. O sıralar, her ikisi de, bu nedenle, şu ya da bu şekilde, mevcut Avrupa düzeninin temel dayanaklarıydılar.
Ama durum bugün ne kadar da farkl
ı! Rekabeti ile Avrupa'daki -büyüklü küçüklü- toprak mülkiyetinin temellerini sarsan devasa bir tarımsal üretim için Avrupa göçü, Kuzey Amerika için pek uygundu. Buna ek olarak, bu, Birleşik Devletler'e, muazzam sınai kaynaklarını, Batı Avrupa'nın ve özellikle İngiltere'nin bugüne dek varolan sınai tekelini kısa zamanda kıracak bir enerjiyle ve ölçekte kullanma olanağını da verdi. Her iki durum da, bizzat Amerika üzerinde, devrimci bir tepki yaratıyor. Tüm siyasal yapının temelini oluşturan çiftçilerin küçük ve orta boy toprak mülkiyetleri, dev çiftliklerin rekabeti karşisında adım adım çöküyor; aynı anda, sanayi kesimlerinde ilk kez bir proletarya kitlesi ve müthiş bir sermaye yoğunlaşması gelişiyor.
Ya Rusya! 1848-49 Devrimi s
ırasında, yalnızca Avrupalı hükümdarlar (prensler) değil, Avrupa burjuvazisi de, henüz uyanmaya başlayan proletarya karşisında tek kurtuluşlarını Rus müdahalesinde buldular. Çar, Avrupa gericiliğinin başi ilân edildi. Bugün ise, Gaçina'da,[9] devrimin savaş tutsağıdır, ve Rusya ise, Avrupa'daki devrimci eylemin öncüsü durumundadır.
Komünist Manifesto'nun amac
ı, modern burjuva mülkiyetinin yaklaşmakta olan kaçınılmaz çözülüsünü ilân etmekti. Ama Rusya'da, hızla gelişen kapitalist vurguna ve henüz gelişmekte olan burjuva toprak mülkiyetine karşilık, toprağın yarısından fazlasına köylülerin ortaklaşa sahip olduklarını görüyoruz. Şimdi sorun şudur: Büyük çapta zayıflamış olsa bile, gene de, ilkel bir ortak toprak sahipliği biçimi olan Rus obşina'sı,[1*] doğrudan doğruya komünist ortak mülkiyetin üst biçimine geçebilir mi? Ya da, tersine, ilkönce, Batının tarihsel evrimini oluşturan aynı çözülme sürecinden mi geçmelidir?
Buna bugün verilebilecek tek yan
ıt şudur: Eğer Rus Devrimi, Batıdaki bir proleter devriminin habercisi olur, ve bunlar, böylelikle, birbirlerini tamamlarlarsa, Rusya'daki mevcut ortak toprak sahipliği, komünist bir gelişmenin başlangıç noktası olabilir.

Londra, 21 Ocak 1882

KARL MARX FRİEDRİCH ENGELS


1882'de Cenevre'de çikan
Manifesto'nun
İkinci Rusça baskısında
yay
ınlanmıştır

1883 ALMANCA BASKIYA ÖNSÖZ


Bu bask
ının önsözünü, ne yazık ki, tek başima imzalamak zorundayım. Marx, Avrupa'nın ve Amerika'nın tüm işçi sınıfının herhangi bir başka kişiye olduğundan çok daha fazla şey borçlu olduğu bu adam, Highgate Mezarlığında yatıyor ve mezarının üstünde ilk çimler büyümeye başladı bile. Manifesto'yu gözden geçirmek ya da eksikliklerini gidermek, onun ölümünden sonra, hele hiç düşünülemez. Bu yüzden, burada, şu, noktaları vurgulayarak belirtmeyi daha da gerekli buluyorum:
Manifesto'ya egemen olan temel dü
şünce —iktisadi üretimin ve her tarihsel dönemin buradan çikan toplumsal yapısının, o dönemin siyasal ve fikir tarihinin temellerini oluşturduğu; bunun sonucu olarak, (ilkel komünal toprak mülkiyetinin çözülüsünden bu yana) tüm tarihin bir sınıf savaşimları tarihi, sömürülen ile sömüren arasındaki, toplumsal gelişmenin çesitli aşamalarında egemen olunan ile egemen olan sınıflar arasındaki savaşimların tarihi olduğu; ne var ki, bu savaşimın, şimdi, sömürülen ve ezilen sınıfın (proletaryanın), aynı zamanda toplumun tümünü sömürüden, ezilmekten ve sınıf savaşimlarından sonsuza dek kurtarmaksızın, onu sömüren ve ezen sınıftan (burjuvaziden) kendisini artık kurtaramayacağı bir aşamaya ulaştığışüncesi— bu temel düşünce, yalnızca ve tamamıyla Marx'a aittir.[2*]
Bunu, daha önce de, birçok kez belirttim; ne var ki, bunun bizzat Manifesto'nun önünde de yer almas
ı şimdi özellikle zorunludur.

Londra, 28 Haziran 1883

FRİEDRİCH ENGELS


Manifesto'nun 1883'te
Hottingen-Zurich'te çikan
Almanca bask
ısında yayınlanmıştır.

1890 ALMANCA BASKIYA ÖNSÖZ


Yukardakilerin[
3*] yazılışından bu yana Manifesto'nun yeni bir Almanca baskısı zorunlu hale geldi ve Manifesto'ya ilişkin olarak burada sözü edilmesi gereken pek çok şey de oldu.
İkinci bir —Vera Zasuliç'in yaptığı— Rusça çeviri, 1882'de Cenevre'de çikti; bu baskının önsözü Marx ve benim tarafımdan yazılmıştı. Ne yazık ki, özgün Almanca elyazması kaybolmuştur, bu yüzden Rusçasından tekrar çevirmem gerekiyor, ki bununla metin bir şey kazanacak değildir. Orada şöyle deniliyor: [... ][4*]
Hemen hemen ayn
ı sırada, Cenevre'de, bir yeni Lehçe çevirisi çikti: Manifest Komunistyczny.
Ayr
ıca, Danimarka dilinde bir yeni çevirisi de, 1885'te Kopenhag'da, "Sozial-Demokratisk Bibliotek"te çikti. Ne yazık ki, çeviri tam değildir; çevirene güçlük çikardigi anlaşilan bazı önemli pasajlar atlanmıştır ve ayrıca, şurada burada, dikkatsizlik belirtileri görülmektedir ki, bunlar çok daha rahatsız edicidir, çünkü eğer çevirmen biraz daha çaba gösterseydi kusursuz bir iş çikartabilirdi.
Bir yeni Frans
ızca çevirisi 1886'da Paris'te Le Socialiste'de çikti; bu, o güne kadar çikmis olanların en iyisidir.
Bu çeviriye dayan
ılarak, aynı yıl İspanyolca bir çevirisi ilkin Madrid'de, El Socialista'da çikti, sonra da broşür olarak yayımlandı: Manifesto del Partido Comunista por Carlos Marx y F. Engels, Madrid, Administracinón de El Socialista, Hernán Cortéas 8.
İlgi çekici bir olay olarak da, 1887'de, bir Ermeni çevirmenin elyazmalarının İstanbullu bir yayıncıya sunulmuş olduğunu belirteyim; ama adamcağızın üzerinde Marx'ın adı bulunan bir şeyi basacak yüreği yoktu ve yazar olarak çevirmenin kendi adını koymasını önerdi, ama çevirmen bunu reddetti.
Asl
ından azçok farklı Amerikan çevirilerinden birinin, ve derken bir başkasının İngiltere'de birçok kez basılmasından sonra, nihayet aslına uygun bir çeviri 1888 yılında çikti. Bu çeviri dostum Samuel Moore tarafından yapılmıştı ve baskıya gönderilmeden önce üzerinden birlikte bir kez daha geçtik. Başlığı şöyledir: Manifesto of the Communist Party, by Karl Marx and Frederick Engels. Authorized English Translation, edited and annotated by Frederick Engels, 1888. London, William Reeves, 185 Fleet St. E. C.. Oradakı bazı notları bu baskıya da aldım.
Manifesto'nun kendisine ait bir ya
şam öyküsü vardır. Çiktiginda bilimsel sosyalizmin (ilk önsözde[5*] sözü edilen çevirilerin de tanıtladığı gibi) o sıralar hâlâ sayıca hiç de fazla olmayan öncüsü tarafından coşkuyla karşilanan Manifesto, Haziran 1848'de Paris işçilerinin yenilgileriyle birlikte başlayan gericilik tarafından, çok geçmeden, arka plana itildi ve nihayet Kasım 1852'de,[10] Köln Komünistlerinin mahküm edilmeleriyle, "yasa uyarınca", aforoz edildi. Şubat Devrimi ile başlamış olan işçi hareketinin sahneden çekilmesiyle, Manifesto da arka plana geçti.
Avrupa i
şçi sınıfı, egemen sınıfların gücüne karşi yeni bir saldırı için yeniden yeterli güç topladığında, ortaya Uluslararası İşçi Birliği çikti. Amacı, Avrupa'nın ve Amerika'nın tüm militan işçi sınıfını tek bir büyük ordu içinde kaynaştırmaktı. Bu yüzden, Manifesto'da ortaya konmuş bulunan ilkelerden hareket edemezdi. İngiliz sendikalarına, Fransız, Belçika, İtalyan ve İspanyol prudoncularına ve Alman lasalcılarına[6*] kapıları kapamayacak bir programa sahip olmak zorundaydı. Bu program —Enternasyonalin Tüzüğünün girişi— Bakunin'in ve anarşistlerin bile teslim ettikleri bir ustalıkla Marx tarafından hazırlanmıştı. Manifesto'da ortaya konmuş bulunan düşüncelerin nihai zaferi için Marx, yalnızca ve tamamıyla işçi sınıfının eylem birliği ve tartışma sonucu zorunlu olarak göstereceği fikri gelişmeye güveniyordu. Sermayeye karşi savaşimdaki olaylar ve iniş-çikislar, başarılardan çok yenilgiler, savaşçilara, o güne kadarki her derde deva düşüncelerinin yetersizliğini göstermemezlik ve zihinlerini de, işçilerin kurtuluşu için gerekli gerçek koşulların adamakıllı kavranmasına daha açık hale getirmemezlik edemezdi. Ve Marx haklıydı. Enternasyonalin dağıtıldığı 1847'deki işçi sınıfı, kurulduğu 1864'tekinden tamamıyla farklıydı. Latin ülkelerindeki prudonculuk ile Almanya'daki özgül lasalcılık ölmekteydi, ve zamanın katmerli tutucu İngiliz sendikaları, 1887'de, yaptıkları Swansea Kongresi'nin başkanının,[7*] onlar adına, "Kıta sosyalizmi bizim için korkunçluğunu yitirmiştir" diyebileceği noktaya giderek yaklaşiyorlardı. Oysa 1887'de, Kıta sosyalizmi, hemen tamamıyla, Manifesto'da sunulan teoriden ibaretti. Böylece, Manifesto'nun tarihi, bir ölçüde, 1848'den bu yanaki modern işçi sınıfı hareketinin tarihini yansıtmaktadır. Şu anda Manifesto, kuşkusuz ki, tüm sosyalist yazının en yaygın, en uluslararası ürünüdür, Sibirya'dan Kaliforniya'ya dek tüm ülkelerin milyonlarca işçisinin ortak programıdır.
Ama, çiktiginda, gene de, ona sosyalist Manifesto diyemezdik. 1847'de, sosyalist denilince, iki tür insan anla
şilıyordu. Bir yanda çesitli ütopik sistemlerin yandaşları vardı, özellikle, o tarihte her ikisi de salt mezhep durumuna düşüp giderek ölmekte olan İngiltere'deki ovıncılar ile Fransa'daki furiyeciler. Öte yanda ise, toplumsal bozuklukları çesitli her derde deva yollarla, her türden bölük-pürçük çalismalariyla, sermayeye ve kâra hiç bir zarar vermeksizin gidermek isteyen çok çesitli türden toplumsal şarlatanlar. Her iki durumda da, işçi hareketinin dışında duran ve daha çok "eğitim görmüş" sınıflardan destek arayanlar. Ama, işçi sınıfının salt siyasal devrimlerin yeterli olmadığına inanan, toplumun köklü bir biçimde yeniden inşaasını isteyen kesimi, kendisine o sıra komünist diyordu. Bu henüz yontulmamış, yalnızca içgüdüsel ve çogu kez de biraz kaba bir komünizmdi. Ama, gene de, ortaya iki ütopyaci komünizm sistemini, Fransa'da Cabet'nin "İkaryan" komünizmini, ve Almanya'da da Weitling'inkini çikartacak kadar güçlüydü. 1847'de, sosyalizm bir burjuva hareketi, komünizm ise bir işçi sınıfı hareketi anlamına geliyordu. Sosyalizm, hiç değilse Kıtada, çok saygıdeğerdi, komünizm için ise, durum bunun tam tersiydi. Ve "işçilerin kurtuluşu işçi sınıfının kendi eseri olmalıdır"[11] kanısını daha o sıralar kesinlikle taşiyor olduğumuzdan, bu iki addan hangisini seçmemiz gerektiği konusunda hiç bir duraksama gösteremezdik. O günden beri bunu yadsımak da aklımızdan geçmiş değildir.
"Bütün ülkelerin i
şçileri, birleşiniz!" Ama, kırkiki yıl önce proletaryanın kendi istemleriyle ortaya çiktigi ilk Paris Devriminin arifesinde bu sözleri dünyaya duyurduğumuzda, buna çok az ses karşilık verdi. Bununla birlikte, 28 Eylül 1864'te Batı Avrupa ülkelerinin çogunun proleterleri, şanlı anılara sahip Uluslararası İşçi Birliğini kurmak üzere birleştiler. Entemasyonalin kendisinin ancak dokuz yıl yaşadığı doğrudur. Ama onun yarattığı bütün ülkelerin proleterlerinin ölümsüz birliğinin hâlâ yaşamakta olduğunun ve her zamankinden daha güçlü yaşamakta olduğunun en iyi tanıtı günümüzdür. Çünkü şu satırları yazmakta olduğum bugün,[12] Avrupa ve Amerika proletaryası, ilk kez seferber edilmiş olan, tek bir ordu olarak, tek bir bayrak altında, tek bir ivedi amaç için —1866'da Enternasyonalin Cenevre Kongresi, ve gene 1889'da Paris İşçi Kongresi tarafından ilân edildiği gibi, sekiz saatlik normal işgününün yasalaşması için— seferber edilmiş olan savaş kuvvetlerini gözden geçiriyor. Ve bugünkü görkemli gösteri, bütün ülkelerin kapitalistlerine ve toprakbeylerine, bütün ülkelerin işçilerinin bugün gerçekten de birleşmiş oldukları gerçeğini gösterecektir.
Bir de Marx bunu kendi gözleriyle görebilmek için hâlâ yan
ımda olsaydı!

Londra, 1 Mayıs 1890

FRİEDRİCH ENGELS


Manifesto'nun
1890'da Londra'da çikan
Almanca bask
ısında
yay
ınlanmıştır

1892 LEHÇE BASKIYA ÖNSÖZ


Komünist Manifesto'nun yeni bir Lehçe bask
ısının zorunlu hale gelmiş olması, çesitli düşüncelere yolaçmaktadır.
Birincisi, Manifesto'nun, son zamanlarda, Avrupa k
ıtasında büyük sanayiin gelişmesinin bir göstergesi haline gelmiş olması dikkate değerdir. Belirli bir ülkede büyük sanayiin genişlemesi oranında o ülkenin işçileri arasında, işçi sınıfı olarak, mülk sahibi sınıflar karşisındaki konumları konusunda aydınlanma özlemi de büyümekte, sosyalist hareket bunlar arasında yaygınlaşmakta ve Manifesto'ya olan talep artmaktadır. Böylece, yalnızca işçi hareketinin durumu değil, büyük sanayiin gelişme derecesi de, her ülkede, Manifesto'nun o ülke dilinde dağıtılan nüsha sayısıyla oldukça doğru bir biçimde ölçülebilir.
Buna göre, bu yeni Lehçe bask
ı, Polonya sanayiinde kesin bir ilerlemeyi göstermektedir. Ve on yıl önce yayınlanmış baskısından bu yana bu ilerleme gerçekten de olmuştur, bu konuda hiç bir kuşkuya yer olamaz. Rus Polonyası, Kongre Polonyası,[13] Rus imparatorluğunun büyük sanayi bölgesi haline gelmiştir. Rusya'nın büyük sanayiinin gelişigüzel dağılmış olmasına karşilık —bir kısmı Finlandiya Körfezi civarına, diğeri merkeze (Moskova ve Vladimir), bir üçüncüsü Karadeniz ve Hazer denizi kıyılarına, ve diğerleri de başka yerlere dağılmıştır—, Polonya sanayii, nispeten küçük bir alan içerisine sıkışmıştır ve böylesine bir yoğunlaşmadan ileri gelen üstünlüklere ve sakıncalara sahiptir. Rakip Rus fabrikatörleri, Polonyalıları ruslaştırma arzusuyla yanıp tutuşuyor olmalarına karşin, Polonya'ya karşi koruyucu gümrükler isteminde bulunmakla, bu üstünlükleri kabullenmiş oldular. Sakıncalar —Polonyalı fabrikatörler ve Rus hükümeti açısından— kendilerini, sosyalist düşüncelerin Polonyalı işçiler arasında hızla yayılışında ve Manifesto'ya olan talebin büyümesinde de göstermektedir.
Ama Polonya sanayiinin Rusya'n
ınkini geride bırakan hızlı gelişimi, kendi payına, Polonya halkının tükenmez yaşam gücünün yeni bir kanıtı ve yaklaşmakta olan ulusal kurtuluşunun yeni bir güvencesidir. Ve bağımsız güçlü bir Polonya'nın yeniden kurulması yalnızca Polonyalıları değil, hepimizi ilgilendiren bir sorundur. Avrupa ulusları arasında içtenlikli bir uluslararası işbirliği, ancak eğer bu ulusların herbiri kendi ülkelerinde tamamıyla özerkseler olanaklıdır.
Sonuç olarak, burjuvazinin i
şinin proletarya bayrağı altında proleter savaşçilara yaptırmakla kalmış olan 1848 Devrimi, vasiyetnamesinin icracıları Louis Bonaparte ve Bismarck'ın aracılığıyla, İtalya'nın, Almanya'nın ve Macaristan'ın da bağımsızlığını sağlamıştır; ama 1792'den bu yana devrim için bu üçünün birarada yaptıklarından daha çogunu yapmış olan Polonya, 1863'te on kat daha büyük Rus kuvveti karşisında boyun eğdiğinde, tek başina bırakılmıştı. Soyluluk, Polonya'nın bağımsızlığını ne koruyabilir ne de tekrar elde edebilirdi; bugün ise bu bağımsızlık, burjuvazi için en azından önemsizdir. Ama bu Avrupa uluslarının uyumlu işbirliği için gene de bir zorunluluktur.[8*] Bu, ancak genç Polonya proletaryası tarafından elde edilebilir, ve ancak bu ellerde güvenlik içinde bulunur. Çünkü Polonya'nın bağımsızlığına Avrupa'nın geriye kalan işçileri de, bizzat Polonyalı işçiler kadar gerek duyuyorlar.

Londra, 10 Şubat 1892

FRİEDRİCH ENGELS


Przedswit, 27
Şubat 1892,
n° 35, ve K. Marx i F. Engels,
Manifest Komunistyczny,
Londyn, 1892'de yay
ınlanmıştır

1893 İTALYANCA BASKIYA ÖNSÖZ


İtalyan Okura


Komünist Parti Manifestosu'nun yay
ınlanışının, 18 Mart 1848 ile, o güne dek bölünmelerle ve iç çelismelerle zayıflamış ve böylece yabancı egemenlik altına düşş, biri Avrupa kıtasının, ötekisi Akdeniz'in merkezinde yer alan iki ulusun silahlı ayaklanmaları olan Milano ve Berlin devrimleri ile çakistigi söylenebilir. İtalya'nın Avusturya İmparatoruna bağımlı olmasına karşilık, Almanya Rus çarinin, daha dolaylı olsa bile daha az etkin olmayan boyunduruğu altına girdi. 18 Mart 1848'in sonuçları, hem İtalya'yı ve hem de Almanya'yı bu yüzkarasından kurtardı; bu iki büyük ulus, 1848'den 1871'e kadar geçen zaman içerisinde yeniden kurulabilmişler ve her nasılsa kendi başlarına kalabilmişlerse, bu, Karl Marx'in dediği gibi, 1848 Devrimini bastıranların, kendilerine karşin gene de bu devrimin vasiyetnamesinin icracıları olmaları sayesindedir.
Bu devrim her yerde i
şçi sınıfının eseri olmuştur; barikatları kuran ve bunu hayatıyla ödeyen işçi sınıfıydı. Hükümeti devirmekteki niyeti, açıkça, burjuva rejimini devirmek olanlar yalnızca Paris işçileriydi. Ama, kendi sınıfları ile burjuvazi arasındaki onmaz uzlaşmaz karşitlığın bilincinde olsalar bile, gene de, ne ülkenin ekonomik gelişmesi, ne de Fransız işçi kitlesinin zihinsel gelişmesi, henüz toplumsal bir yeniden kuruluşu olanaklı kılacak aşamaya ulaşmış değildi. Bu nedenle, devrimin meyvelerini toplayan, son tahlilde, kapitalist sınıf oldu. Öteki ülkelerde, İtalya'da, Almanya'da, Avusturya'da, işçiler, daha baştan, burjuvaziyi iktidara getirmekten başka bir şey yapmadılar. Ama herhangi bir ülkede ulusal bağımsızlık olmadıkça, burjuvazinin egemenliği olanaksızdır. Bu yüzden, 1848 Devrimi, o zamana dek birlik ve özerklikten yoksun bulunan uluslara, kendisiyle birlikte, birlik ve özerklik getirmek zorunda kaldı: İtalya'ya, Almanya'ya, Macaristan'a. Sıra Polonya'ya da gelecektir.
Böylece, 1848 Devrimi bir sosyalist devrim olmam
ışsa da, bunun için yol açmış, ortam hazırlamıştır. Büyük sanayiin bütün ülkelerde gelişmesiyle birlikte, burjuva rejimi, son kirkbeş yıl içerisinde, ortaya, her yerde, kalabalık, yoğun ve güçlü bir proletarya çikardi. Böylece, Manifesto'nun dilini kullanacak olursak, kendi mezar kazıcılarını yarattı. Her ülkenin özerkligi ve birliği sağlanmadıkça, proletaryanın uluslararası birliğini ya da bu ulusların ortak amaçlara doğru barışçı ve akılcı bir işbirliğini gerçekleştirmek olanaksız olacaktır. İtalyan, Macar, Alman, Polonyalı ve Rus işçilerin 1848 öncesi siyasal koşullar altında uluslararası eylem ortaklığı yaptıklarınışünün bir!
Böylece, 1848'de verilen sava
şlar boşuna verilmemişlerdir. Bizi o devrimci dönemden ayıran kırkbeş yıl da boşa gitmemiştir. Meyveler olgunlaşiyor, ve benim bütün dileğim, Manifesto'nun ilk yayınlanışı nasıl uluslararası devrimin habercisi olduysa, bu İtalyanca çevirinin yayınlanışının da İtalyan proletaryasının zaferinin habercisi olabilmesidir.
Manifesto, kapitalizmin geçmi
şte oynadığı devrimci rolün tam hakkını vermektedir. İlk kapitalist ulus İtalya idi. Feodal ortaçağın sonuna ve modern kapitalist çagin başlangıcına, dev bir kişi damgasını vurdu: hem ortaçağın son şairi ve hem de modern zamanların ilk şairi bir İtalyan, Dante. 1300'de olduğu gibi, bugün de, yeni bir tarihsel çag yaklaşiyor. İtalya, bize, bu yeni, proleter çagin doğuş anına damgasını vuracak yeni Dante'yi verecek mi?

Londra, 1 Şubat 1893

FRİEDRİCH ENGELS


Karlo Marx e Federico Engels,
Il Manifesto del Partito Comunista,
Milano 1893'te yay
ınlamıştır

KOMÜNİST PARTİ M A N İ F E S T O S U[1]



Avrupa'da bir hayalet dola
şiyor — Komünizm hayaleti. Eski Avrupa'nın bütün güçleri bu hayaleti defetmek üzere kutsal bir ittifak içine girdiler: Papa ile çar, Metternich ile Guizot, Fransız radikalleri ile Alman polis ajanları.
Muhalifleri taraf
ından komünist olmakla suçlanmamış muhalefet partisi nerede vardır? Bu lekeleyici komünizm suçlamasını, daha ilerici muhalefet partilerine olduğu kadar, gerici hasımlarına karşi da gerisin geriye fırlatmamış muhalefet nerede vardır?
Bu olgudan iki
şey çikiyor:
I. Komünizmin kendisi, daha
şimdiden, bütün Avrupa güçleri tarafından bir güç olarak tanınmıştır.
II. Komünistlerin aç
ıkça, tüm dünyanın karşisında, görüşlerini, amaçlarını, eğilimlerini yayınlamalarının ve bu Komünizm Hayaleti masalına partinin kendi Manifestosu ile karşilık vermelerinin zamanı çoktan gelmiştir.
Bu amaçla, çesitli milliyetlerden komünistler, Londra'da toplanm
ışlar ve İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan, Flemenk ve Danimarka dillerinde yayınlanmak üzere, aşağıdaki Manifestoyu kaleme almışlardır.

I. BURJUVALAR VE PROLETERLER [1*]


Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi,[2*] sınıf savaşimları tarihidir.
Özgür insan ile köle, patrisyen ile pleb, bey ile serf, lonca ustas
ı[3*] ile kalfa, tek sözcükle, ezen ile ezilen birbirleriyle sürekli karşi-karşiya gelmişler, kesintisiz, kimi zaman üstü örtülü, kimi zaman açık bir savaş, her keresinde ya toplumun tümüyle devrimci bir yeniden kuruluşuyla, ya da çatisan sınıfların birlikte mahvolmalarıyla sonuçlanan bir savaş sürdürmüşlerdir.
Tarihin daha önceki çaglarinda, hemen her yerde, çesitli zümreler halinde karma
şik bir toplum düzeni, çok çesitli bir toplumsal mevki derecelenmesi buluyoruz. Eski Roma'da patrisyenleri, şövalyeleri, plebleri, köleleri; ortaçağda feodal beyleri, vasalları, lonca ustalarını, kalfaları, çiraklari,[4*] serfleri; bu sınıfların hemen hepsinde, gene, alt derecelenmeleri görüyoruz.
Feodal toplumun y
ıkıntıları arasından uç vermiş olan modern burjuva toplumu, sınıf karşitlıklarını ortadan kaldırmadı. Yeni sınıflar, yeni baskı koşulları, eskilerin yerine yeni savaşim biçimleri getirmekle kaldı.
Ne var ki, bizim çagimizin, burjuvazinin çaginin ay
ırıcı özelligi, sınıf karşitlıklarını basitleştirmiş olmasıdır. Tüm toplum, giderek daha çok iki büyük düşman kampa, doğrudan birbirlerinin karşisına dikilen iki büyük sınıfa bölünüyor: Burjuvazi ve Proletarya.
Ortaça
ğın serflerinden, ortaya, ilk kentlerin ayrıcalıklı kentlileri çikti. Bu kentlilerden de burjuvazinin ilk ögeleri gelişti.
Amerika'n
ın keşfi, Ümit Burnu'nun dolaşilması, ortaya çikmakta olan burjuvazi için yeni alanlar açtı. Doğu Hindistan ve Çin pazarları, Amerika'nın sömürgeleştirilmesi, sömürgelerle ticaret, değişim araçlarındaki ve genel olarak metalardaki artış, ticarete, gemiciliğe, sanayie o güne dek görülmemiş bir atılım, ve böylelikle, çöküs halindeki feodal toplumunun devrimci ögesine de hızlı bir gelişim getirdi.
S
ınai üretimin kapalı loncalar tarafından tekelleştirildiği feodal sanayi sistemi,[5*] yeni pazarların büyüyen gereksinmelerine artık yetmiyordu. Onun yerini manüfaktür sistemi aldı. Lonca ustaları imalâtçı orta sınıf[6*] tarafından bir kenara itildiler; farklı lonca birlikleri arasındaki işbölümü, tek tek her atölye içindeki işbölümü karşisında yok oldu.
Bu arada, pazarlar durmaks
ızın büyümeye, talep durmaksızın yükselmeye devam etti. Manüfaktür bile artık yeterli değildi. Bunun üzerine, buhar ve makine, sınai üretimi devrimcileştirdi. Manüfaktürün yerini dev modern sanayi, sanayici orta sınıfın yerini, sanayici milyonerler, tüm sanayi ordularının önderleri, modern burjuvazi aldı.
Modern sanayi,[
7*] Amerika'nın keşfinin temellerini attığı dünya pazarını kurdu. Bu pazar, ticarete, gemiciliğe, kara ulaştırmacılığına büyük bir gelişme kazandırdı. Bu gelişme de, sanayiin yayılmasını etkiledi; ve sanayiin, ticaretin, gemiciliğin, demiryollarının genişlemesine orantılı olarak, burjuvazi de aynı oranda gelişti, sermayesini artırdı ve ortaçağdan kalma bütün sınıfları geri plana itti.
Böylece, modern burjuvazinin kendisinin, nas
ıl uzun bir gelişim yolunun, üretim ve değişim biçimlerindeki bir dizi devrimlerin ürünü olduğunu görüyoruz.
Burjuvazinin gösterdi
ği her gelişmeye, bu sınıfın[8*] buna denk düşen bir siyasal ilerlemesi eşlik etti. Feodal soyluluğun egemenliği altında ezilen bir sınıf,[9*] ortaçağ komününde[10*] silahlı ve kendi kendini yöneten bir topluluk olan; şurada bağımsız kentsel cumhuriyet (İtalya ve Almanya'da olduğu gibi), burada monarşinin vergi mükellefi "üçüncü katman" olan (Fransa'da olduğu gibi),[11*] daha sonraları, asıl manüfaktür döneminde, soyluluğa karşi bir denge unsuru olarak ya yarı-feodallere[12*] ya da mutlak monarşiye hizmet eden ve, aslında, genel olarak büyük monarşilerin temel taşi olan burjuvazi, en sonunda, modern sanayiin ve dünya pazarının kurulmasından bu yana, modern temsili devlette siyasal egemenliği tamamıyla ele geçirdi.
Modern devletin yönetimi, tüm burjuvazinin ortak i
şlerini yöneten bir komiteden başka bir şey değildir.
Burjuvazi tarihte son derece devrimci bir rol oynad
ı.
Burjuvazi, üstünlügü ele geçirdi
ği[13*] her yerde, bütün feodal, ataerkil, romantik ilişkilere son verdi. İnsanı "doğal efendiler"ine bağlayan çok çesitli feodal bağları acımasızca kopardı, ve insan ile insan arasında, çiplak öz-çikardan, katı "nakit ödeme"den başka hiç bir bağ bırakmadı. Dinsel tutkuların, şövalyece coşkunun, darkafalı duygusallığın en ilâhi vecde gelmelerini, bencil hesapların buzlu sularında boğdu. Kişisel değeri, değişim-değerine indirgedi, ve sayısız yokedilemez ayrıcalıklı özgürlüklerin yerine, o tek insafsız özgürlügü, ticaret özgürlügünü koydu. Tek sözcükle, dinsel ve siyasal yanılsamalarla perdelenmiş sömürünün yerine, açık, utanmaz, dolaysız, kaba sömürüyü koydu.
Burjuvazi,
şimdiye dek saygı duyulan ve saygılı bir korkuyla bakılan bütün mesleklerin halelerini söküp attı. Doktoru, avukatı, rahibi, şairi, bilim adamını kendi ücretli emekçisi durumuna getirdi.
Burjuvazi, aile ili
şkisindeki duygusal peçeyi yırtıp attı ve bunu salt bir para ilişkisine indirgedi.
Burjuvazi, gericilerin o çok hayran olduklar
ı ortaçağın kaba kuvvet gösterisinin nasıl en hareketsiz tembelliğin bir tamamlayıcısı olduğunu açığa çikardi. İnsan faaliyetinin neler yaratabileceğini ilk gösteren o oldu. Mısır piramitlerini, Roma'nın su kemerlerini ve Gotik katedralleri kat be kat aşan şaheserler yarattı; daha önceki bütün tarihsel göçleri ve haçlı seferlerini gölgede bırakan seferler düzenledi.
Burjuvazi, üretim araçlar
ını, ve böylelikle üretim ilişkilerini ve, onlarla birlikte, toplumsal ilişkilerin tümünü sürekli devrimcileştirmeksizin varolamaz. Daha önceki bütün sanayici sınıfların ilk varlık koşulu, bunun tersine, eski üretim biçimlerinin değişmeksizin korunmasıydı. Üretimin sürekli altüst oluşu, bütün toplumsal koşullardaki düzenin kesintisiz bozuluşu, sonu gelmez belirsizlik ve hareketlilik, burjuva çagini bütün daha öncekilerden ayırdeder. Bütün sabit, donmuş ilişkiler, beraberlerinde getirdikleri eski ve saygıdeğer önyargilar ve görüşler ile birlikte tasfiye oluyorlar, bütün yeni oluşmuş olanlar kemikleşemeden eskiyorlar. Yerleşmiş olan ne varsa eriyip gidiyor, kutsal olan ne varsa lânetleniyor, ve insan, kendi gerçek yaşam koşullarına ve hemcinsiyle olan ilişkilerine nihayet ayık kafa ile bakmak zorunda kalıyor.
Ürünleri için sürekli geni
şleyen bir pazar gereksinmesi, burjuvaziyi, yeryüzünün dörtbir yanına kovalıyor. Her yerde barınmak, her yere yerleşmek, her yerde bağlantılar kurmak zorundadır.
Burjuvazi, dünya pazar
ını sömürmekle, her ülkenin üretimine ve tüketimine kozmopolit bir nitelik verdi. Gericileri derin kedere boğarak, sanayiin ayaklan altından üzerinde durmakta olduğu ulusal temeli çekip aldı. Eskiden kurulmuş bütün ulusal sanayiler yıkıldılar ve hâlâ da her gün yıkılıyorlar. Bunlar, kurulmaları bütün uygar uluslar için bir ölüm-kalım sorunu haline gelen yeni sanayiler tarafından, artık yerli hammaddeleri değil, en ücra bölgelerden getirilen hammaddeleri işleyen sanayiler, ürünleri yalnızca ülke içinde değil, yeryüzünün her kesiminde tüketilen sanayiler tarafından yerlerinden ediliyorlar. O ülkenin üretimiyle karşilanan eski gereksinmelerin yerini, karşilanmaları uzak ülkelerin ve iklimlerin ürünlerini gerektiren yeni gereksinmeler alıyor. Eski yerel ve ulusal kapalılığın ve kendi kendine yeterliliğin yerini, ulusların çok yönlü ilişkilerinin, çok yönlü karşilıklı bağımlılığının aldığını görüyoruz. Ve maddi üretimde olan, zihinsel üretimde de oluyor. Tek tek ulusların zihinsel yaratımları, ortak mülk haline geliyor. Ulusal tek yanlılık ve darkafalılık giderek olanaksızlaşiyor ve sayısız ulusal ve yerel yazınlardan ortaya bir dünya yazını çikiyor.
Burjuvazi, bütün üretim araçlar
ındaki hızlı iyileşme ile, son derece kolaylaşmış haberleşme araçları ile, bütün ulusları, hatta en barbar olanları bile, uygarlığın içine çekiyor. Ucuz meta fiyatları, bütün Çin setlerini yerlebir ettiği, barbarların inatçı yabancışmanlığını teslim olmaya zorladığı ağır toplar oluyor. Bütün ulusları, yoketme tehdidiyle, burjuva üretim biçimini benimsemeye zorluyor; onları uygarlık dediği şeyi benimsemeye, yani bizzat burjuva olmaya zorluyor. Tek sözcükle, kendi hayalindekine benzer bir dünya yaratıyor.
Burjuvazi, k
ırı kentlerin egemenliğine soktu. Çok büyük kentler yarattı, kentsel nüfusu, kıra kıyasla, büyük ölçüde artırdı, ve böylece, nüfusun oldukça büyük bir kısmını kırsal yaşamın bönlüğünden kurtardı. Kırı nasıl kentlere bağımlı kıldıysa, barbar ve yarı-barbar ülkeleri de uygar olanlara, köylü ulusları burjuva uluslara, Doğuyu Batıya bağımlı kıldı.
Burjuvazi, nüfusun, üretim araçlar
ının ve mülkiyetin dağınık durumuna giderek daha çok son veriyor. Nüfusu biraraya toplamış, üretim araçlarını merkezileştirmiş, ve mülkiyeti birkaç elde yoğunlaştırmıştır. Bunun zorunlu sonucu, siyasal merkezileşme oldu. Ayrı çikarlara, yasalara, hükümetlere ve vergi sistemlerine sahip bağımsız ya da birbirleriyle gevşek bağlara sahip eyaletler, tek bir hükümete, tek bir hukuk düzenine, tek bir ulusal sınıf çikarina, tek bir sınıra ve tek bir gümrük tarifesine sahip tek bir ulus içinde biraraya geldiler.
Burjuvazi, ancak yüzy
ılı bulan egemenliği sırasında, daha önceki kuşakların tümünün yaratmış olduklarından daha yoğun ve çok daha büyük üretici güç yarattı. Doğa güçlerine egemen olunması, makine, kimyanın sanayie ve tarıma uygulanması, buharlı gemiler, demiryolları, elektrik telgrafı, koskoca kıtaların tarıma açılması, nehirlerin suyolları haline getirilmesi, yerden bitercesine nüfus çogalmasi toplumsal emeğin bağrında böylesine üretici güçlerin yatmakta olduğunu daha önceki hangi yüzyıl sezebilmiştir?
Şu halde görüyoruz ki: burjuvazinin kendisini onlara dayanarak güçlendirdiği üretim ve değişim araçları, feodal toplum içerisinde yaratılmışlardır. Bu üretim ve değişim araçlarının gelişiminin belirli bir aşamasında, feodal toplumun üretimde ve değişimde bulunduğu koşullar, tarımın ve imalât sanayiinin feodal örgütlenmesi, tek sözcükle, feodal mülkiyet ilişkileri, gelişmiş bulunan üretici güçlere artık ayak uyduramaz hale geldiler;[14*] bir o kadar ayakbağı oldular. Bunlar kırılmalıydılar; kırıldılar.
Bunlar
ın yerini, kendisine uygun düşen bir toplumsal ve siyasal yapı ile, ve burjuva sınıfının iktisadi ve siyasal egemenliği ile birlikte, serbest rekabet aldı.
Gözlerimizin önünde buna benzer bir hareket yer al
ıyor. Kendi üretim, değişim ve mülkiyet ilişkileri ile modern burjuva toplumu, böylesine devasa üretim ve değişim araçları yaratmış bulunan bu toplum, ölüler diyarının büyüleriyle harekete geçirdiği güçleri artık kontrol edemeyen büyücüye benziyor. Sanayiin ve ticaretin tarihi, on yıllardan beri, modern üretici güçlerin, modern üretim koşullarına karşi, burjuvazinin ve onun egemenliğinin varlık koşulu mülkiyet ilişkilerine karşi isyanının tarihinden başka bir şey değildir. Bu konuda, tüm burjuva toplumunun varlığını dönemsel yinelenmeleriyle her keresinde daha tehdit edici bir biçimde sorguya çeken ticari bunalımların sözünü etmek yeterlidir. Bu bunalımlar sırasında yalnızca mevcut ürünlerin değil, daha önceleri yaratılmış üretici güçlerin de büyük bir kısmı dönemsel olarak tahrip ediliyor. Bu bunalımlar sırasında, daha önceki bütün çaglarda anlamsız görülecek bir salgın[15*] başgösteriyor —aşirı üretim salgını. Toplum kendisini birdenbire, gerisin geriye, geçici bir barbarlık durumuna sokulmuş buluyor; sanki bir kıtlık, genel bir yıkım savaşi, bütün geçim araçları ikmalini kesmiştir; sanki sanayi ve ticaret yok edilmiştir; peki ama, neden? Çünkü çok fazla uygarlık, çok fazla geçim aracı, çok fazla sanayi, çok fazla ticaret vardır da ondan. Toplumun elindeki üretici güçler, burjuva mülkiyet ilişkilerinin[16*] ilerlemesine artık hizmet etmiyor; tersine, bunlar, kendilerine ayakbağı olan bu ilişkiler için çok güçlü hale gelmişlerdir, ve bu ayakbağlarından kurtuldukları anda, burjuva toplumunun tamamına düzensizlik getiriyor, burjuva mülkiyetinin varlığını tehlikeye sokuyorlar. Burjuva toplum koşulları, bunların yarattığı zenginliği kucaklayamayacak denli dardır. Peki, burjuvazi bu bunalımları nasıl atlatıyor? Bir yandan üretici güçlerin büyük bir kısmını zorla yokederek; öte yandan yeni pazarlar ele geçirerek, ve eskilerini de daha kapsamlı bir biçimde sömürerek. Yani, daha yaygın ve daha yıkıcı bunalımlar hazırlayarak, ve bunalımları önleyen araçları azaltarak.
Burjuvazinin feodalizmi yerlebir etti
ği silahlar, şimdi, burjuvazinin kendisine karşi çevrilmistir.
Ama burjuvazi kendisine ölüm getiren silahlar
ı yaratmakla kalmamış; bu silahları kullanacak insanları da varetmiştir, —modern işçi sınıfını— proleterleri.[17*]
Burjuvazi, yani sermaye, hangi oranda geli
şiyorsa, proletarya da, modern işçi sınıfı da aynı oranda gelişiyor —iş buldukları sürece yaşayan ve emekleri sermayeyi artırdığı sürece iş bulan bir emekçiler sınıfı. Kendilerini parça parça satmak zorunda olan bu emekçiler, bütün öteki ticaret nesneleri gibi, bir metadırlar, ve bunun sonucu olarak, rekabetin bütün iniş çikislarina, pazarın bütün dalgalanmalarına açıktırlar.
Yayg
ın makine kullanımı ve işbölümü yüzünden, proleterin işi, tüm bireysel niteliğini, ve bunun sonucu olarak da, çalisan insan için tüm çekiciligini yitirmiştir. Kendisi makinenin bir eklentisi haline geliyor, ve ondan beklenen yalnızca en basit, en tekdüze ve en kolay edinilen hüner oluyor. Dolayısıyla, bir işçinin üretim maliyeti, hemen tamamıyla, kendi bakımı ve neslinin çogalmasi için gerek duyduğu geçim araçlarından ibaret oluyor. Ama bir metaın, ve dolayısıyla emeğin de fiyatı, [14] kendi üretim maliyetine eşittir. Dolayısıyla, işin iğrençliği arttığı oranda ücret azalıyor. Dahası, makine kullanımı ve işbölümü hangi oranda artıyorsa, ister çalisma saatlerinin uzatılması ile, ister belli bir zamanda çikarilmasi gereken işin artırılması ile, ya da ister makinelerin hızının artırılması, vb. ile olsun, işin ağırlığı[18*] da aynı oranda artıyor.
Modern sanayi, ataerkil ustan
ın küçük atölyesini sanayi kapitalistinin büyük fabrikası haline getirmiştir. Fabrikaya doluşmuş emekçi yığınları, askerler gibi örgütlenmislerdir. Sanayi ordusunun erleri olarak mükemmel bir subaylar ve çavuslar hiyerarşisinin komutası altına sokulmuşlardır. Yalnızca burjuva sınıfının ve burjuva devletin kölesi olmakla kalmıyorlar, makine tarafından, denetleyici tarafından ve, hepsinden çok, tek tek burjuva imalâtçılarının kendileri tarafından gün be gün, saat be saat köleleştiriliyorlar. Bu despotluk, amaç ve hedefinin kazanç olduğunu ne denli açıkça ilân ederse, o denli bayağı, o denli nefret uyandırıcı, o denli öfke yaratıcı oluyor.
El eme
ğinin içerdiği hüner ve güç harcaması ne denli az olursa, bir başka deyişle, modern sanayi ne denli gelişirse, erkeğin emeğinin yerini o denli kadınınki[19*] alır. Yaş ve cinsiyet farklılıklarının işçi sınıfı için artık herhangi bir ayırıcı toplumsal geçerliliği yoktur. Bunların hepsi de, kullanılmaları, yaşlarına ve cinsiyetlerine bağlı olarak, az ya da çok pahalı iş araçlarıdırlar.
Fabrikatör taraf
ından sömürülmesi son bulup ücretini nakit olarak alır almaz, emekçinin üzerine burjuvazinin öteki kesimleri, ev sahibi, dükkâncı, tefeci, vb. çullanir.
Orta s
ınıfın alt tabakaları[20*] —küçük çapta ticaretle uğraşanlar, dükkâncılar, ve genellikle emekli olmuş esnaflar,[21*] zanaatçılar ve köylüler— bütün bunlar, kısmen kendi küçük sermayelerinin modern sanayiin işletildiği ölçek bakımından yetersiz kalması ve büyük kapitalistlerle rekabette yenik düşmeleri yüzünden, ve kısmen de bunların özel hünerlerinin yeni üretim yöntemleri karşisında değerini yitirmesi yüzünden, giderek proletaryaya karışıyorlar.
Proletarya çesitli geli
şme aşamalarından geçer. Doğmasıyla birlikte, burjuvaziye karşi mücadelesi de başlar.[22*] Savaşim başlangıçta tek tek işçiler tarafından, sonra bir fabrikadaki işçiler tarafından, sonra da bir işkolunun bir yöredeki işçileri tarafından, onları doğrudan sömüren tek tek burjuvalara karşi yürütülür. Saldırılarını burjuva üretim koşullarına karşi değil, bizzat üretim araçlarına karşi yöneltirler;[23*] kendi emekleriyle rekabet eden yabancı malları imha ederler, makineleri parçalarlar, fabrikaları ateşe verirler, ortaçağ işçilerinin ortadan kalkmış statüsünü zor yoluyla geri getirmeye çalisirlar.
Bu a
şamada emekçiler hâlâ tüm ülkeye dağılmış ve karşilıklı rekabet yüzünden parçalanmış düzensiz[24*] bir yığın oluştururlar. Herhangi bir yerde daha toplu organlar oluşturmak üzere biraraya gelseler de, bu henüz kendi etkin birliklerinin sonucu değil, kendi siyasal amaçlarına varmak için tüm proletaryayı harekete geçirmek zorunda kalan ve, dahası, bir süre için bunu başaran burjuvazinin kendi birliğinin. Bu aşamada, demek ki, proleterler kendi düşmanları ile değil, düşmanlarının düşmanları ile, mutlak monarşi kalıntıları, toprak sahipleri, sanayici olmayan burjuvazi, küçük-burjuvazi ile savaşirlar. Böylece, tüm tarihsel hareket burjuvazinin ellerinde yoğunlaşir; bu biçimde elde edilen her zafer, burjuvazinin zaferidir.
Ama, sanayiin geli
şmesiyle, proletarya, yalnız sayıca artmakla kalmaz, daha büyük yığınlar halinde yoğunlaşir, gücü büyür ve bu gücü daha çok hisseder. Proletarya saflarındaki farklı çikarlar ve yaşam koşulları, makinenin tüm emek ayrılıklarını silmesi ve hemen her yerde ücretleri aynışük düzeye indirmesi oranında giderek daha çok eşitlenirler. Burjuvazi arasındaki büyüyen rekabet ve bunun sonucu ortaya çikan ticari bunalımlar, işçi ücretlerini durmadan dalgalandırır. Makinelerdeki sonu gelmez iyileşme, durmadan daha hızlı gelişerek, bunların geçimlerini giderek daha çok güvensiz yapar; tek tek işçiler ile tek tek burjuvalar arasındaki çatismalar, giderek daha çok iki sınıf arasındaki çatisma niteliğini alır. Bunun üzerine, işçiler, burjuvalara karşi birlikler (sendikalar)[25*] oluşturmaya başlarlar; ücret hadlerini yüksek tutmak için biraraya gelirler; zaman zaman çikan isyanlar için önceden hazırlık yapmak üzere kalıcı dernekler kurarlar. Şurada burada, savaşim, ayaklanma halini alır.
Zaman zaman i
şçiler galip gelirler, ama ancak bir süre için. Savaşlarının gerçek meyveleri o andaki sonuçlarda değil, işçilerin durmadan genişleyen birliğinde yatar. Modern, sanayi tarafından yaratılan gelişkin haberleşme araçları bu birliğe yardımcı olur ve bu, ayrı ayrı yerlerdeki işçileri birbirleriyle ilişki içine sokar. Hepsi de aynı nitelikteki sayısız yerel savaşimları, sınıflar arasındaki tek bir ulusal savaşim halinde merkezileştirmek için gerekli olan da işte bu ilişkidir. Ama her sınıf savaşimı bir siyasal savaşimdır. Ve ortaçağ kentlilerinin, perişan karayolları ile ulaşmak için yüzyıllara gerek duydukları bu birliği, modern proleterler, demiryolları sayesinde, birkaç yıl içinde gerçekleştirirler.
Proleterlerin bir s
ınıf olarak ve, bunun sonucu, bir siyasal parti olarak bu örgütlenmeleri, gene işçilerin kendi aralarındaki rekabet yüzünden sürekli bozulur. Ama daha güçlü, daha sağlam, daha kuvvetli olarak durmadan yeniden doğar. Burjuvazinin kendi arasındaki bölünmelerden yararlanarak, işçilerin özel çikarlarinin yasal olarak tanınmasını zorlar. İngiltere'deki on-saat tasarısı böyle yasalaşmıştır. [15]
Eski toplumun s
ınıfları arasındaki çatismalarin tümü, proletaryanın gelişim çizgisine birçok bakımdan yardımcı olur. Burjuvazi kendisini sürekli bir savaş içerisinde bulur. Başlangıçta aristokrasi ile; daha sonraları bizzat burjuvazinin, çikarlari sanayiin ilerlemesine ters düşen kesimleri ile; her zaman da, yabancı ülkelerin burjuvazisi ile. Bütün bu savaşlarda, proletaryaya başvurmak, onun yardımını istemek, ve böylece, onu siyaset arenasına sürüklemek zorunda kaldığını görür. Demek ki, proletaryaya kendi siyasal ve genel[26*] eğitim ögelerini sağlayan bizzat burjuvazidir, bir başka deyişle, burjuvaziye karşi savaşacağı silahları proletaryaya sağlayan kendisidir.
Ayr
ıca, daha önce de görmüş olduğumuz gibi, egemen sınıfların bütün kesimleri, sanayiin ilerlemesiyle birlikte, proletaryaya doğru itilirler, ya da, bunların varlık koşulları, en azından, tehlikeye girer. Bunlar aynı zamanda proletaryaya yeni aydınlanma ve ilerleme ögeleri[27*] sağlarlar.
Nihayet, s
ınıf savaşimının karar saatine yaklaştığı anlarda, egemen sınıf içerisinde, aslında boydanboya tüm eski toplum içerisinde, sürüp giden çözüsme süreci öylesine sert, apaçık bir nitelik alır ki, egemen sınıfın küçük bir kesimi kendisini koparır ve devrimci sınıfa, geleceği ellerinde tutan sınıfa katılır. Demek ki, tıpkı daha önceleri soyluluğun bir kesiminin burjuvaziden yana geçmiş olması gibi, şimdi de burjuvazinin bir kesimi proletaryadan yana geçmektedir, ve özellikle de burjuva ideologlarının kendilerini tüm tarihsel hareketi teorik olarak kavrama düzeyine ulaştırmış olan kesimi.
Bugün burjuvazi ile kar
şi karşiya gelen bütün sınıflar içerisinde yalnızca proletarya gerçekten devrimci bir sınıftır. Öteki sınıflar modern sanayi karşisında erirler ve nihayet yok olurlar; proletarya ise onun özel ve temel ürünüdür.
Alt orta s
ınıf,[28*] küçük imalâtçı, dükkâncı, zanaatçı, köylü, bütün bunlar, orta sınıfın parçaları olarak varlıklarını yokolmaktan kurtarmak için, burjuvaziye karşi savaşirlar. Bunlar, şu halde, devrimci değil, tutucudurlar. Hatta gericidirler, çünkü tarihin tekerleğini gerisin geriye döndürmeye çalisirlar. Kazara devrimci olsalar bile, proletaryaya katılmak üzere olduklarından ötürü böyledirler; şu halde, o andaki çikarlarini değil, gelecekteki çikarlarini korumakta, proletaryanın bakışısını edinmek için kendilerininkini terketmektedirler.
"Tehlikeli s
ınıf", toplumsal tortu,[29*] eski toplumun en alt tabakaları tarafından fırlatılıp atılmış olduğu yerde çürüyen bu yığın, şurada burada, bir proleter devrimi ile, hareketin içine sürüklenebilir; ne var ki, kendi yaşam koşulları onu daha çok gerici entrikaların paralı aleti olmaya hazırlar.
Eski toplumun ko
şulları zaten, büyük ölçüde, proletaryanın koşullan içinde fiilen eriyip gitmiştir. Proleter mülksüzdür; karısıyla ve çocuklariyla olan ilişkisinin burjuva aile ilişkileriyle artık ortak bir yanı kalmamıştır; İngiltere'deki ile Fransa'dakinin, Amerika'daki ile Almanya'dakinin aynı olan modern sanayi emeği, modern sermaye boyunduruğu, kendisini bütün ulusal karakter izlerinden arındırmıştır. Onun gözünde hukuk, ahlâk, din, ardında bir o kadar burjuva çikarini pusuda bekleten bir yığın burjuva önyargilaridir. Üstünlügü ele geçirmiş bundan önceki bütün sınıflar, toplumu büyük ölçüde kendi mülk edinme koşullarına boyun eğdirerek, zaten edinmiş oldukları konumlarını pekiştirmeye bakmışlardır. Proleterler ise, daha önceki kendi mülk edinme biçimlerini ve, böylelikle, daha önceki bütün öteki mülk edinme biçimlerini de ortadan kaldırmadıkça, toplumsal üretici güçleri ele geçiremezler. Kendilerine ait korunacak ya da pekiştirilecek hiç bir şeyleri yoktur; görevleri, özel mülkiyetin o güne kadarki bütün güvencelerini ve korunaklarını yoketmektir.
Daha önceki bütün tarihsel[
30*] hareketler, azınlık hareketleri, ya da azınlıkların çikarina olan hareketlerdi. Proleter hareket, büyük çogunlugun, büyük çogunlugun çikarina olan bilinçli,[30*] bağımsız hareketidir. Proletarya, bugünkü toplumumuzun en alt tabakası, resmi toplumun tüm üstyapi tabakaları havaya uçurulmadıkça, davranamaz, doğrulamaz.
Öz olarak olmasa bile, biçim olarak, proletaryan
ın burjuvaziyle savaşimı ilkin ulusal bir savaşimdır. Her ülkenin proletaryası, elbette, her şeyden önce kendi burjuvazisiyle hesaplaşmalıdır.
Proletaryan
ın gelişiminin en genel evrelerini betimlerken, mevcut toplum içerisinde azçok üstü örtülü bir biçimde sürüp giden iç savaşi, savaşin açık bir ihtilâl olarak patlak verdiği ve burjuvazinin zor yoluyla devrilmesinin proletaryanın egemenliğinin temellerini attığı noktaya dek izledik.
Bugüne kadarki bütün toplum biçimleri, görmü
ş olduğumuz gibi, ezen ve ezilen sınıfların karşitlığı üzerine dayandırılmıştır. Ama bir sınıfı ezebilmek için, ona hiç değilse kendi kölece varlığını sürdürebileceği birtakım koşulların sağlanması gerekir. Serflik döneminde serf, kendisini komün üyeligine yükseltmiştir, tıpkı küçük-burjuvanın, feodal mutlakıyetçiliğin boyunduruğu altında bir burjuva haline gelmeyi becerdiği gibi. Modern emekçi ise, tersine, sanayiin gelişmesiyle yükseleceği yerde, gittikçe daha çok kendi sınıfının varlık koşullarının altına düşüyor. Sadakaya muhtaç bir kimse oluyor, ve sadakaya muhtaçlık, nüfustan ve servetten daha hızlı gelişiyor. Ve burjuvazinin artık toplumda egemen sınıf olarak kalacak ve kendi varlık koşullarını topluma belirleyici yasa olarak dayatacak durumda olmadığı burada açıkça ortaya çikiyor. Egemen olacak durumda değildir, çünkü kölesine köleliği çerçevesinde bir varlık sağlayacak durumda değildir, çünkü kölesini, onun tarafından besleneceği yerde, onu beslemek zorunda kaldığı bir duruma düşürmeden edemiyor. Toplum bu burjuvazinin egemenliği altında artık yaşayamaz, bir başka deyişle, onun varlığı toplumla artık bağdaşmıyor.
Burjuva s
ınıfın varlığının ve egemenliğinin esas koşulu,[31*] sermayenin oluşması ve çogalmasidir; sermayenin koşulu, ücretli emektir. Ücretli emek, bütünüyle, emekçiler arasındaki rekabete dayanır. Sanayiin, burjuvazinin elde olmayarak teşvik ettiği ilerleyişi, emekçilerin rekabetten ileri gelen yalıtılmışlıklarının yerine, birlikteliklerinden ileri gelen devrimci dayanışmalarını kor. Demek ki, modern sanayiin gelişmesi, burjuvazinin ayaklarının altından bizzat ürünleri ona dayanarak ürettigi ve mülk edindiği temeli çeker alır. Şu halde, burjuvazinin ürettigi, her şeyden önce, kendi mezar kazıcılarıdır. Kendisinin devrilmesi ve proletaryanın zaferi aynı ölçüde kaçınılmazdır.

II. PROLETERLER VE KOMÜNİSTLER


Komünistlerin bir tüm olarak proleterler kar
şisındaki tavrı nedir?
Komünistler, öteki i
şçi sınıfı partilerine karşi ayrı bir parti oluşturmazlar.
Tüm proletaryan
ın çikarlarinin dışında ayrı çikarlara sahip değillerdir.
Proleter hareketi biçimlendirmek ve kal
ıba sokmak üzere kendilerine özgü hiç bir sekter[32*] ilke getirmezler.
Komünistler, öteki i
şçi sınıfı partilerinden yalnızca şunlarla ayrılırlar: 1. Farklı ülke proleterlerinin ulusal savaşimlarında, her türlü milliyetten bağımsız olarak, tüm proletaryanın ortak çikarlarina işaret eder ve bunları öne sürerler. 2. İşçi sınıfının burjuvaziye karşi savaşimının geçmek zorunda olduğu çesitli gelişme aşamalarında, her zaman ve her yerde. tüm hareketin çikarlarini temsil ederler.
Komünistler, demek ki, bir yandan, pratik olarak, bütün ülkelerin i
şçi sınıfı partilerinin en ileri ve[33*] en kararlı kesimi, bütün ötekileri ileri iten kesimidirler; öte yandan ise, teorik olarak, proletaryanın büyük yığını üzerinde, hareket hattını, koşulları, ve proleter hareketin nihai genel sonuçlarınııkça anlama üstünlügüne sahiptirler.
Komünistlerin acil hedefleri, bütün öteki proleter partilerininkiyle ayn
ıdır: proletaryanın bir sınıf olarak oluşması, burjuva egemenliğinin yıkılması, siyasal gücün proletarya tarafından ele geçirilmesi.
Komünistlerin vard
ıkları teorik sonuçlar, hiç bir biçimde, şu ya da bu sözde dünya reformcusu tarafından icat olunmuş ya da keşfedilmişşüncelere ya da ilkelere dayandırılmamıştır.
Bunlar, yaln
ızca, varolan bir sınıf savaşindan, gözlerimizin önünde cereyan eden tarihsel bir hareketten doğan ilişkilerin genel ifadeleridir. Mevcut mülkiyet ilişkilerine son verilmesi, hiç de komünizmin ayırıcı bir özelligi değildir.
Geçmi
şteki bütün mülkiyet ilişkileri, tarihsel koşullardaki değişmeler sonucu, durmadan tarihsel değişmelere ugramışlardır.[34*]
Örnegin Frans
ız Devrimi, burjuva mülkiyetinin lehine, feodal mülkiyeti kaldırmıştır.
Komünizmin ay
ırıcı özelligi, genel olarak mülkiyetin kaldırılması değil, burjuva mülkiyetinin kaldırılmasıdır. Ama modern burjuva özel mülkiyet, ürünlerin üretilmesinin ve mülk edinilmesinin sınıf karşitlığına, çogunlugun azınlık tarafından sömürülmesine[35*] dayanan sisteminin nihai ve en tam ifadesidir.
Bu anlamda, komünistlerin teorisi tek bir tümcede özetlenebilir: Özel mülkiyetin kald
ınlması.
Biz komünistler, insan
ın kendi emeğinin meyvesi olarak, kişisel mülk edinme hakkını kaldırmayı istemekle suçlandık; o mülkiyet ki, her türlü kişisel özgürlügün, eylemin ve bağımsızlığın temeli olduğu iddia edilir.
Güçlükle elde edilmi
ş, bizzat edinilmiş, bizzat kazanılmış mülkiyet! Burjuva biçimden önceki bir mülkiyet biçimi olan küçük zanaatçı ve küçük köylü mülkiyetinden mi[36*] sözediyorsunuz? Bunu kaldırmaya gerek yok; sanayideki gelişme bunu zaten büyük ölçü de yoketmiştir ve hâlâ da gün be gün yokediyor.
Yoksa modern burjuva özel mülkiyetten mi sözediyorsunuz?
İyi ama, ücretli emek, emekçi için herhangi bir mülkiyet yaratır mı? Asla. Bu, sermaye, yani ücretli emeği sömüren ve yeni sömürü için yeni bir ücretli emek arzı doğuran koşullar dışında çogalamayan türden mülkiyet yaratır. Mülkiyet, mevcut biçimi içerisinde, sermaye ile ücretli emek karşitlığına dayanır. Bu karşitlığın iki yanını inceleyelim.
Kapitalist olmak, üretimde yaln
ızca salt kişisel değil, toplumsal bir konuma da sahip olmaktır. Sermaye kolektif bir üründür, ve ancak birçok üyenin birleşik eylemiyle, hatta son tahlilde, ancak toplumun tüm üyelerinin birleşik eylemiyle harekete geçirilebilir.
Demek ki, sermaye ki
şisel değil, toplumsal bir güçtür.
Şu halde, sermayeyi ortak mülkiyete, toplumun tüm üyelerinin mülkiyetine dönüştürmekle, kişisel mülkiyet toplumsal mülkiyete dönüştürülmüş olmaz. Değişen, yalnızca mülkiyetin toplumsal karakteridir. Mülkiyet, sınıf karakterini yitirir.
Şimdi de ücretli emeği alalım:
Ücretli eme
ğin ortalama fiyatı, asgari ücret, yani emekçiyi bir emekçi olarak yaşatmak için mutlaka gerekli geçim araçları miktarıdır. Demek ki, ücretli emekçinin kendi emeği aracılığı ile mülk edindiği şey, yalnızca salt kendi varlığını sürdürmeye ve yeniden üretmeye yeter. Biz emek ürünlerinin bu kişisel mülk edinilmesini, insan yaşamının devamı ve yeniden-üretimi için yapılan ve geriye başkalarının emeğine komuta edecek hiç bir fazlalık bırakmayan bu mülk edinmeyi hiç bir biçimde kaldırmak niyetinde değiliz. Bizim ortadan kaldırmak istediğimiz tek şey, içerisinde emekçinin salt sermayeyi artırmak için yaşadığı ve yaşamasına ancak egemen sınıfın çikarinin gerektirdiği ölçüde izin verilen bu mülk edinmenin sefil karakteridir.
Burjuva toplumda, canl
ı emek, birikmiş emeği artırma aracından başka bir şey değildir. Komünist toplumda ise, birikmiş emek, emekçinin varlığını genişletme, zenginleştirme, geliştirme aracından başka bir şey değildir.
Demek ki, burjuva toplumda, geçmi
ş, bugüne egemendir; komünist toplumda ise, bugün, geçmişe egemendir. Burjuva toplumda, sermaye, bağımsız ve kişiseldir, oysa yaşayan birey bağımlıdır ve kişisel değildir.
Ve bu durumun kald
ırılmasına, burjuvazi, kişiselliğin ve özgürlügün kaldırılması diyor! Ve haklı da. Burjuva kişiselliği, burjuva bağımsızlığı ve burjuva özgürlügü kuşkusuz hedefleniyor.
Özgürlük ile, mevcut burjuva üretim ko
şulları altında, serbest ticaret, serbest alım ve satım kastediliyor.
Ama e
ğer alım ve satım yok olursa, serbest alım ve satım da yok olur. Serbest alım ve satım konusundaki bu sözlerin, ve burjuvazimizin genel olarak, özgürlük konusundaki bütün öteki "cesur sözcükleri"nin eğer bir anlamı varsa, ancak kısıtlanmış alım ve satım karşisında ortaçağın kösteklenen tüccarları karşisında bir anlamı vardır; yoksa, alım ve satım, burjuva üretim koşullarının komünistçe kaldırılması karşisında hiç bir anlam taşimaz.
Özel mülkiyeti ortadan kald
ırma niyetimiz karşisında dehşete kapılıyorsunuz, oysa özel mülkiyet sizin mevcut toplumunuzda nüfusun onda-dokuzu için zaten ortadan kalkmıştır; birkaç kişi için[37*] varoluşu, tamamıyla, bu ondadokuzun ellerinde varolmayışından ötürüdür. Demek ki, siz bizi, varlığının zorunlu koşulu toplumun büyük bir çogunlugunun mülksüzlüğü olan bir mülkiyet biçimini ortadan kaldırmaya niyetlenmekle suçluyorsunuz.
Tek sözcükle, bizi, mülkiyetinizi ortadan kald
ırmaya niyetlenmekle suçluyorsunuz. Elbette; bizim niyetimiz de zaten budur.
Eme
ğin artık sermayeye, paraya, ya da ranta, tekelleştirilebilecek toplumsal bir güce dönüştürülemeyeceği andan itibaren, yani kişisel mülkiyetin artık burjuva mülkiyete, sermayeye[38*] dönüştürülemeyeceği andan itibaren, o andan itibaren, kişiselliğin yokolduğunu söylüyorsunuz.
Öyleyse, itiraf etmelisiniz ki, "ki
şisel" demekle, burjuvadan, orta sınıf mülk sahibinden[39*] başkasını kastetmiyorsunuz. Bu kişi, gerçekten de, ortadan kaldırılmalı, ve olanaksızlaştırılmalıdır.[40*]
Komünizm kimseyi toplumun ürünlerini mülk edinme gücünden yoksun b
ırakmaz; yaptığı tek şey, onu, böyle bir mülk edinme aracılığıyla, başkalarının emeğini boyunduruk altına alma gücünden yoksun bırakmaktır.
Özel mülkiyetin kald
ırılmasıyla her türlü çalismanin duracağı ve genel bir tembelliğin kök salacağı itirazı öne sürülmüştür.
Ona bak
ılırsa, burjuva toplumun aylaklık yüzünden çoktan yerlebir olması gerekirdi; çünkü çalisanlar hiç bir şey edinemiyorlar, bir şeyler edinenler ise çalismiyorlar. Bu itiraz bütünüyle, sermaye olmayınca artık ücretli emeğin de olamayacağı safsatasının bir başka ifadesinden ibarettir.
Maddi ürünlerin komünistçe üretilme ve mülk edinilme biçimine yöneltilen tüm itirazlar, ayn
ı şekilde, zihinsel ürünlerin komünistçe üretilme ve mülk edinilme biçimine de yöneltilmiştir. Burjuva için sınıf mülkiyetinin yok olması, nasıl bizzat üretimin yok olması demekse, sınıf kültürünün[41*] yok olması da, kendisi için, her türlü kültürün yok olmasıyla aynı şeydir.
Yitmesinin onu yasa büründürdü
ğü bu kültür, büyük çogunluk için, bir makine gibi hareket etme eğitiminden ibarettir.
Ama bizim burjuva mülkiyeti kald
ırma niyetimizi[42*] kendi burjuva özgürlük, kültür, hukuk, vb. anlayışlarınızın kıstasına vurduğunuz sürece, bizimle dalaşmayı bırakınız. Bizzat kendi düşünceleriniz, kendi burjuva üretim ve burjuva mülkiyet koşullarınızın ürününden başka bir şey değildir, nasıl ki, hukukunuz, sınıfınızın herkes için bir yasa haline getirilmiş iradesinden, esas karakteri ve doğrultusu sınıfınızın varlığının iktisadi koşulları tarafından belirlenen bir iradesinden[43*] başka bir şey değilse.
Sizi, mevcut üretim biçiminden ve mülkiyet biçiminden —üretimin ilerlemesi s
ırasında ortaya çikan ve yok olan tarihsel ilişkilerden— çikan toplumsal biçimleri, doğanın ve usun ölümsüz yasalarına dönüştürmeye götüren bencil yanılgınız —bu yanılgıyı sizden önceki bütün egemen sınıflarla paylaşiyorsunuz.[44*] Antik mülkiyette açıkça gördüğünüz şeyi, feodal mülkiyet için kabul ettiğiniz şeyi, kendi burjuva mülkiyet biçiminiz için elbette kabul edemezsiniz.
Ailenin kald
ırılması! En radikal kişiler bile, komünistlerin bu menfur amacı karşisında parlayıveriyorlar.
Bugünün ailesi, burjuva aile, hangi temele dayan
ıyor? Sermayeye, özel kazanca. Bu aile tam gelişmiş biçimiyle, yalnızca burjuvazi arasında vardır. Ama bu durum, taydaşinı, proleterler arasında ailenin fiilen varolmayışında, ve açık fuhuşta bulmaktadır.
Tayda
şi yok olunca, burjuva ailesi de doğal olarak yok olacaktır, ve sermayenin yok olmasıyla her ikisi de yok olacaktır.
Bizi, çocuklarin ana-babalar
ı tarafından sömürülmesine son vermeyi istemekle mi suçluyorsunuz? Bu suçu kabulleniyoruz.
Ama, ev e
ğitiminin yerine toplumsal eğitimi koymakla, ilişkilerin en kutsalını yok ettiğimizi söylüyorsunuz.
Ya sizin e
ğitiminiz! O da toplumsal değil mi? O da, içerisinde eğitim yaptırdığınız toplumsal koşullarla, toplumun dolaysız ya da dolaylı müdahalesiyle, okullar aracılığıyla belirlenmiyor mu? Eğitime toplumun müdahalesini komünistler icat etmedi. Yaptıkları şey, bu müdahalenin karakterini değiştirmeye ve eğitimi egemen sınıfın etkisinden kurtarmaya çalismaktan ibarettir.
Aile ve e
ğitim konusundaki, ana-baba ile çocuk arasındaki kutsal ilişki konusundaki burjuva safsataları, proleterler arasındaki tüm aile bağları modern sanayiin etkisiyle parçalandıkça, ve bunların çocuklari basit ticaret nesneleri ve iş araçları haline geldikçe daha da iğrençleşiyor.
Ama siz komünistler, kad
ınların ortaklığını getirmek istiyorsunuz, diye bağırıyor tüm burjuvazi bir ağızdan.
Burjuva, kar
ısını, salt bir üretim aracı olarak görüyor. Üretim araçlarının ortaklaşa kullanılacağını duyuyor ve, doğal olarak, ortaklaşa olma yazgısından kadınların da aynı şekilde paylarına düşeni alacaklarından başka bir sonuça varamıyor.
Hedeflenen gerçek noktan
ın, kadınların salt üretim araçları olma durumuna son vermek olduğunu aklına bile getirmiyor.
Kald
ı ki, burjuvalarımızın sözümona komünistler tarafından açıkça ve resmen yerleştirilecek olan kadınların ortaklaşalığı karşisında gösterdikleri erdemli öfkeden daha gülünç hiç bir şey olamaz. Komünistlerin kadınların ortaklaşalığını getirmelerine gerek yoktur; bu, çok eski zamanlardan beri zaten var.
Burjuvalar
ımız, kendi proleterlerinin karılarını ve kızlarını ellerinin altında bulundurmakla yetinmiyorlar ve resmi fuhşu bir yana bırakırsak, birbirlerinin karılarını baştan çikarmaktan büyük zevk duyuyorlar.
Burjuva evlili
ği, gerçekte, evli kadınlarda ortaklık sistemidir, ve dolayısıyla komünistler, olsa olsa, kadınların ikiyüzlüce gizlenmiş ortaklaşalığı yerine açıkça yasalaştırılmış olanını getirmeyi istemekle suçlanabilirler. Zaten, apaçıktır ki, bugünkü üretim biçiminin kalkmasıyla birlikte, bu sistemden çikan kadınların ortaklaşalığı da, yani resmi ve özel fuhuş da kalkacaktır.
Komünistler, ayr
ıca, vatan ve milliyeti kaldırmayı istemekle de suçlanıyorlar.
İşçilerin vatanı yoktur. Onlardan sahip olmadıkları bir şeyi alamayız. Proletarya, herşeyden önce, siyasal gücü ele geçirmek, ulusun önder sınıfı[45*] durumuna gelmek, bizzat ulusu oluşturmak zorunda olduğuna göre, kendisi, bu ölçüde, ulusaldır, ama sözcüğün burjuva anlamında değil.
Halklar aras
ındaki ulusal farklılıklar ve karşitlıklar, burjuvazinin gelişmesi ile, ticaret özgürlügü ile, dünya pazarı ile, üretim biçimindeki ve buna tekabül eden yaşam koşullarındaki tekdüzelik ile her geçen gün biraz daha yok oluyor.
Proletaryan
ın egemenliği, bunları daha da çabuk yokedecektir. Eylem birliği, en azından önde gelen uygar ülkelerinki, proletaryanın kurtuluşunun ilk koşullarından biridir.
Ki
şinin bir başkası tarafından sömürülmesine son verildiği ölçüde, bir ulusun bir başkası tarafından sömürülmesine de son verilmiş olacaktır.[46*] Ulus içindeki sınıflar arası karşitlığın kalkması ölçüsünde bir ulusun bir başkasına düşmanlığı da son bulacaktır.
Komünizme kar
şi dinsel, felsefi ve genel olarak ideolojik açıdan yöneltilen suçlamalar, ciddiye alınıp incelenmeye değmez.
İnsanın düşüncelerinin, görüşlerinin ve kavramlarının, tek sözcükle, insanın bilincinin, maddi[47*] varlığının koşullarındaki, toplumsal ilişkilerindeki ve toplumsal yaşamındaki her değişmeyle birlikte değiştiğini kavramak için derin bir sezgiye gerek var mıdır?
Fikir tarihi, zihinsel üretimin, maddi üretimin de
ğişmesiyle birlikte değiştiğinden başka neyi tanıtlar ki? Her yüzyıldaki egemen düşünceler hep o yüzyılın egemen sınıfının düşünceleri olmuştur.
Toplumu devrimcile
ştiren düşüncelerden sözedildiğinde, eski toplum içerisinde yeni toplum üyelerinin yaratılmış olduğundan, ve eski düşüncelerdeki çözülmenin eski yaşam koşullarındaki çözülmeyle atbaşi gittiğinden başka bir şey ifade edilmiş olmaz.
Antik dünya cançeki
şirken, antik dinler de hıristiyanlık karşisında boyun eğdiler. Hıristiyan düşünceler 18. yüzyılda usçu düşünceler[48*] karşisında yenik düştüklerinde, feodal toplum da o günlerin devrimci burjuvazisiyle ölüm-kalım savaşina tutuşmuştu. Din ve vicdan özgürlügü düşünceleri, serbest rekabetin bilgi alanındaki egemenliğinin ifadesinden başka bir şey değildir.
"Ku
şkusuz ki", denecek, "dinsel, ahlâki, felsefi ve hukuksal düşünceler[49*] tarihsel gelişimin akışı içerisinde değişmişlerdir. Ama din, ahlâk, felsefe, siyasal bilim ve hukuk, bu değişmeler içerisinde hep ayakta kalmışlardır.
"Ayr
ıca, bir de, bütün toplum durumlarında ortak olan Özgürlük, Adalet, vb. gibi ölümsüz hakikatler vardır. Ama komünizm, ölümsüz hakikatleri kaldırıyor, bunları yeni bir temel üzerine oturtacağı yerde, her türlü dini ve her türlü ahlâkı kaldırıyor; dolayısıyla da, tüm geçmiş tarihsel deneyime ters düşüyor."
Bu suçlama kendisini neye indirgiyor? Tüm geçmi
ş toplumların tarihi, sınıf karşitlıklarının, farklı dönemlerde farklı biçimler almış karşitlıkların gelişiminden ibarettir.
Ama hangi biçimi alm
ış olurlarsa olsunlar, bir olgu bütün geçmiş çaglarda ortaktır, ki o da, toplumun bir bölümünün ötekisi tarafından sömürülmesidir. Şu halde gösterdiği bütün çesitlilige ve farklılığa karşin, geçmiş çaglarin toplumsal bilincinin, sınıf karşitlıklarının tümüyle yokolmaları dışında tamamıyla ortadan kalkamayacak belli ortak biçimler ya da genel düşünceler[50*] içerisinde hareket etmesinde şaşilacak bir şey yoktur.
Komünist devrim, geleneksel mülkiyet ili
şkilerinden en köklü kopuştur; gelişmesinin, geleneksel düşüncelerden en köklü kopuşu getirmesinde şaşilacak bir şey yoktur.
Ama art
ık komünizme kaşi yöneltilen burjuva itirazları bırakalım.
Yukar
ıda gördük ki, işçi sınıfının devrimde atacağı ilk adım, proletaryayı egemen sınıf durumuna getirmek, demokrasi savaşinı kazanmaktır.
Proletarya, siyasal egemenli
ğini, tüm sermayeyi burjuvaziden derece derece koparıp almak, bütün üretim araçlarını devletin, yani egemen sınıf olarak örgütlenmis proletaryanın elinde merkezileştirmek için, ve üretici güçlerin tamamını olabildiğince çabuk artırmak için kullanacaktır.
Ba
şlangıçta bu, elbette, mülkiyet hakkına ve burjuva üretim koşullarına despotça saldırma dışında; dolayısıyla iktisadi bakımdan yetersiz ve savunulamaz gibi görünen, ama hareketin akışı içerisinde kendisini aşan, eski toplum düzenine daha başka saldırıları zorunlu kılan[51*] ve üretim biçimini tamamıyla devrimcileştirmenin bir aracı olması bakımından kaçınılmaz olan önlemler dışında gerçekleştirilemez.
Bu önlemler elbette farkl
ı ülkelerde farklı olacaktır.
Bununla birlikte,
şu aşağıdakiler en ileri ülkelerde oldukça genel bir uygulanabilirliğe sahip olacaklardır:
1. Toprak mülkiyetinin kald
ırılması[52*] ve bütün toprak rantlarının kamu yararına kullanılması.
2. A
ğır bir müterakki ya da kademeli gelir vergisi.[53*]
3. Bütün miras haklar
ının kaldırılması.
4. Bütün mültecilerin ve asilerin mülklerine elkonulmas
ı.
5. Sermayesi devletin olan ve tam bir tekele sahip bulunan bir ulusal banka arac
ılığı ile kredinin devlet elinde merkezileştirilmesi.
6. Haberle
şme ve ulaşim araçlarının[54*] Devlet elinde merkezileştirilmesi.
7. Devlet taraf
ından sahip olunan fabrikaların ve üretim araçlarının artırılması; boş toprakların ekime açılması, ve genel olarak toprağın, ortak bir plan uyarınca iyileştirilmesi.
8. Herkes için e
şit çalisma yükümlülüğü. Sanayi orduları kurulması, özellikle tarım için.
9. Tar
ımın imalât sanayileri ile birleştirilmesi; kent ile kır arasındaki ayrımın, nüfusun ülke yüzeyine daha eşit bir biçimde dağılmasıyla yavaş yavaş kaldırılması.[55*]
10. Bütün çocuklar için devlet okullar
ında parasız eğitim. Bugünkü biçimi içerisinde çocuklarin fabrikalarda çalistirilmalarina son verilmesi. Egitimin sınai[56*] üretimle birleştirilmesi vb., vb..
Geli
şimin akışı içerisinde sınıf ayrımları kalktığında ve üretim tüm ulusun geniş bir birliğinin ellerinde[57*] yoğunlaştığında, kamu gücü siyasal niteliğini yitirecektir. Gerçek anlamında siyasal güç, bir sınıfın bir başka sınıfı ezmek amacıyla örgütlenmis gücüdür. Eğer proletarya, burjuvaziyle savaşimında, koşulların zorlamasıyla, kendisini bir sınıf olarak örgütlemek zorunda kalacak, bir devrim yoluyla kendisini egemen sınıf durumuna getirecek, ve egemen sınıf olarak eski üretim koşullarını zor kullanarak ortadan kaldıracak olursa, o zaman, bu koşullarla birlikte, sınıf karşitlıklarını ve genel olarak sınıfların varlık koşullarını da ortadan kaldırmış ve, böylelikle, bir sınıf olarak kendi egemenliğini ortadan kaldırmış olacaktır.
S
ınıflarıyla ve sınıf karşitlıklarıyla birlikte eski burjuva toplumun yerini, kişinin özgür gelişiminin, herkesin özgür gelişiminin koşulu olduğu bir birlik alacaktır.

III. SOSYALİST VE KOMÜNİST YAZIN


1. GERİCİ SOSYALİZM

A. FEODAL SOSYAL
İZM



Tarihsel konumlan yüzünden, modern burjuva toplumuna kar
şi kitapçıklar yazmak, Fransız ve İngiliz aristokrasisinin mesleği haline geldi. Haziran 1830 Fransız devriminde ve İngiliz reform hareketinde,[16] nefret ettikleri sonradan görmeler karşisında bir kez daha yenik düştüler. O günden sonra, ciddi bir siyasal savaşim, tamamıyla, sözkonusu olmaktan çikti. Geriye yalnızca yazınsal bir savaş olanağı kaldı. Ama yazın alanında bile restorasyon döneminin[58*] eski çigliklarini atmak artık olanaksızdı.
Sempati uyand
ırmak için, aristokrasi, görünüşte kendi çikarlarini unutmak ve burjuvaziye karşi yalnızca sömürülen işçi sınıfının çikarina olan iddianameler hazırlamak zorunda kaldı. Böylece aristokrasi, öcünü, yeni efendisine hicivler düzerek ve kulağına da yaklaşmakta olan felâket konusunda uğursuz kehanetler fısıldayarak aldı.[59*]
Feodal sosyalizm ortaya i
şte böyle çikti; yarı yakınma, yarı hiciv; yarı geçmişin yankısı; yarı geleceğin tehdidi; bazan acı, nükteli ve keskin eleştirisiyle burjuvaziyi tam yüreğinden vurarak; ama modern tarihin gidişini kavramakta tam bir beceriksizlik gösterdiğinden etkisi bakımından hep gülünç düşerek.
Halk
ı kendi ardına toplayabilmek için, aristokrasi, bayrak niyetine, önde, proleter sadaka torbasını dalgalandırdı. Ama halk, onun peşine her takılışında kıçındaki eski feodal hanedan armasını görüp yüksek perdeden aşağılayıcı kahkahalarla onu terketti.
Frans
ız Meşruiyetçilerin[17] ve "Genç İngiltere"nin[18] bir kesimi bu sahneleri pek güzel oynadılar.
Kendi sömürü biçimlerinin burjuvazininkinden farkl
ı olduğuna işaret ederken, feodaller, çok farklı ve artık eskimiş durum ve koşullar altında sömürüde bulunduklarını unutuyorlar. Kendi iktidarları sırasında modern proletaryanın hiç bir zaman varolmadığını gösterirken, modern burjuvazinin kendi toplum biçimlerinin zorunlu ürünü olduğunu unutuyorlar.
Kald
ı ki, eleştirilerinin gerici niteliğini o denli az gizliyorlar ki, burjuvaziye karşi yönelttikleri başlıca suçlama, burjuva rejim altında eski toplum düzenini yerlebir edecek bir sınıfın gelişmekte olduğundan ibaret kalıyor.
Burjuvaziyi, bir proletarya yaratmaktan çok, devrimci bir proletarya yaratmakla suçluyorlar.
Dolay
ısıyla, siyasal uygulamada, işçi sınıfına karşi alınan bütün zor önlemlerine katılıyorlar; ve günlük yaşamda da, bütün tumturaklı sözlerine karşin, sanayi ağacından düşen[60*] altın elmaları toplamak ve doğruluğu, sevgiyi ve onuru, yün, şeker pancarı ve içki ticareti ile trampa etmek için her şeye boyun eğiyorlar.[61*]
Papaz nas
ıl hep toprakbeyi[62*] ile elele olmuşsa, kilise sosyalizmi de feodal sosyalizm ile hep elele olmuştur.
H
ıristiyan zahitliğine sosyalist bir renk vermekten daha kolay şey yoktur. Hıristiyanlık özel mülkiyete karşi, evliliğe karşi, devlete karşi çikmamis mıdır? Bunların yerine yardım severliği ve yoksulluğu, evlenmemeyi ve nefse eza etmeyi, manastır yaşamını ve kiliseyi vaazetmemiş midir? Hıristiyan[63*] sosyalizmi, rahibin aristokratın kin dolu kıskançlığını takdis ettiği kutsal sudan başka bir şey değildir.

B. KÜÇÜK-BURJUVA SOSYALİZMİ

Feodal aristokrasi, burjuvazi tarafından yıkılan, modern burjuva toplumu ortamında varlık koşulları sınırlanan ve yokedilen tek sınıf değildi. Ortaçağ kentlileri ve küçük mülk sahibi köylüler,[64*] modern burjuvazinin habercileriydiler. Sınai ve ticari bakımdan çok az gelişmiş ülkelerde, bu iki sınıf, doğmakta olan burjuvaziyle yanyana bitkisel yaşamlarını hâlâ sürdürüyorlar.[65*]
Modern uygarl
ığın tam olarak gelişmiş olduğu ülkelerde, proletarya ile burjuvazi arasında durmadan yalpalayan ve burjuva toplumunun tamamlayıcı bir parçası olarak kendisini durmadan yenileşen yeni bir küçük-burjuva sınıfı oluşmuştur. Ne var ki, bu sınıfın tek tek üyeleri, rekabet yüzünden, durmadan proletaryanın arasına fırlatılıp atılıyorlar, ve modern sanayi geliştikçe, bunlar, modern toplumun bağımsız bir kesimi olarak tamamıyla yok olacakları ve manüfaktürdeki, tarımdaki ve ticaretteki yerlerinin denetçiler, kâhyalar ve tezgâhtarlar tarafından alınacağı anın yaklaşmakta olduğunu da görüyorlar.
Nüfusun yar
ısından çok daha fazlasını köylülerin oluşturduğu Fransa gibi ülkelerde, burjuvaziye karşi proletaryanın yanında yer alan yazarların, burjuva rejimini eleştirirken köylünün ve küçük-burjuvanın ölçütlerini kullanmaları ve işçi sınıfını bu ara sınıfların[66*] bakışısından savunmaları doğaldı. Küçük-burjuva sosyalizmi böyle doğdu. Sismondi, yalnızca Fransa'da değil, İngiltere'de de bu okulun başiydı.
Sosyalizmin bu okulu, modern üretim ko
şulları içerisindeki çeliskileri derin bir kavrayışla en küçük ayrıntılarına dek tahlil etti. İktisatçıların ikiyüzlü mazeretlerini apaçık ortaya serdi. Makinelerin ve işbölümünün, sermayenin ve toprağın birkaç elde yoğunlaşmasının, aşirı üretimin ve bunalımların yıkıcı etkilerini yadsınamaz bir biçimde tanıtladı; küçük-burjuvanın ve köylünün kaçınılmaz yıkılışına, proletaryanın yoksulluğuna, üretimdeki anarşiye, servet dağılımındaki aşikâr eşitsizliklere, uluslar arasındaki sınai yoketme savaşina, eski ahlâki bağların, eski aile ilişkilerinin, eski milliyetlerin çözülüsüne işaret etti.
Bununla birlikte, sosyalizmin bu biçimi, kesin amaçlar
ı bakımından, ya eski üretim ve değişim araçlarını, ve bunlarla birlikte eski mülkiyet ilişkilerini ve eski toplumu geri getirmeyi, ya da modern üretim ve değişim araçlarını, bu araçlar tarafından parçalanmış bulunan ve parçalanmaları kaçınılmaz olan eski mülkiyet ilişkileri çerçevesi içerisinde tutmayı arzular. Her iki durumda da, hem gerici ve hem de ütopyacidir.
Son sözleri
şunlardır: manüfaktürde loncalar; tarımda ataerkil ilişkiler.
Sonunda sosyalizmin bu biçimi, inatç
ı tarihsel olgular kendi kendini aldatmanın tüm uyuşturucu etkilerini dağıttığında pek kötü bir melankoli nöbeti içerisinde son buldu.[67*]

C. ALMAN SOSYALİZMİ YA DA "HAKİKİ" SOSYALİZM


İktidardaki bir burjuvazinin baskısı altında ortaya çikmis bulunan ve bu iktidara karşi savaşimın yazınsal ifadesi olan Fransa'daki sosyalist ve komünist yazın, Almanya'ya, bu ülkedeki burjuvazinin feodal mutlakiyete karşi savaşimına henüz başlamış olduğu bir sırada girdi.
Alman filozoflar
ı, sözde-filozoflar ve beaux esprits[68*] , bu yazına dört elle sarıldılar,[69*] ne var ki, bu yazıların Fransa'dan Almanya'ya göçmeleri sırasında, Fransa'daki toplumsal koşulların da bunlarla birlikte göçmediğini unuttular. Bu Fransız yazını, Almanya'nın toplumsal koşullarıyla temasa geldiğinde bütün o anki pratik önemini yitirdi, ve salt yazınsal bir yön aldı.[70*] Böylece, 18. yüzyıl Alman filozofları için, birinci Fransız Devriminin istemleri, genel olarak "Pratik Us"un[19] istemlerinin ötesinde bir şey değillerdi, ve devrimci Fransız burjuvazisinin iradesinin dile getirilişi, onların gözüne, Saf İrade'nin, olması gereken İrade'nin, hakiki İnsan İradesi'nin yasaları olarak gözüktü.
Alman literati's
ının işi, yeni Fransız düşüncelerini kendi eski felsefi bilinçlerine uyumlu hale getirmekten ya da daha doğrusu, Fransız düşüncelerini, kendi felsefi bakışılarını terketmeksizin kendilerine maletmekten ibaretti.
Bu maledi
ş, bir yabancı dil nasıl edinilirse öyle oldu, yani çeviri ile.
Eski putatap
ıcılığın klâsik yapıtlarının yazılı olduğu elyazmalarının üzerine keşişlerin nasıl katolik azizlerin aptalca yaşamlarını yazdıkları bilinir. Alman literati'si, laik Fransız yazınına bunun tersini yaptı. Bunlar, Fransızca asıllarının altına kendi felsefi saçmalıklarını yazdılar. Örnegin paranın iktisadi işlevleri konusundaki Fransız eleştirisinin altına, "İnsanlığın Yabancılaşması"nı yazdılar, ve burjuva devleti konusundaki Fransız eleştirisinin altına da, "Genel Kategorisinin Tahtından İndirilişi"ni yazdılar, vb..[71*] Fransız tarihsel eleştirilerinin[72*] altına bu felsefi sözleri koymayı, "Eylem Felsefesi", "Hakiki Sosyalizm", "Alman Sosyalizminin Bilimi", "Sosyalizmin Felsefi Temeli", vb., olarak kutsadılar.
Frans
ız sosyalist ve komünist yazını, böylece, tamamıyla iğdiş edilmiş oldu. Ve Alman'ın ellerinde bu bir sınıfın bir başka sınıfla savaşimını ifade etmekten çiktigi için, Alman, "Fransız tek-yanlılığı"nın üstesinden geldiğinin ve hakiki gereksinmeleri değil, Hakikatin gereksinmelerini, proletaryanın çikarlarini değil, İnsan Doğası'nın, hiç bir sınıfa ait olmayan, hiç bir gerçekliği bulunmayan, yalnızca felsefi fantezinin puslu dünyasında varolan genel olarak insanın çikarlarini temsil ettiğinin bilincindeydi.
Beceriksizce haz
ırlanmış okul ödevini böyle gösterişle ciddiye alan ve kötü malını böylesine şarlatanca göklere çikartan bu Alman sosyalizmi, bu arada, bilgiççe masumiyetini yavaş yavaş yitirdi.
Alman'
ın özellikle de Prusya burjuvazisinin, feodal aristokrasiye ve mutlak monarşiye karşi verdiği savaş, bir başka deyişle liberal hareket, daha ciddileşti.
Böylece, siyasal hareketin kar
şisına sosyalist istemlerle çikmasi, liberalizme karşi, temsili hükümete karşi, burjuva rekabetine karşi, burjuva basın özgürlügüne, burjuva hukukuna, burjuva özgürlügüne ve eşitliğine karşi geleneksel bedduaları savurması ve yığınlara bu burjuva hareketiyle kazanacak hiç bir şeyleri olmayıp her şeylerini yitireceklerini vaazetmesi için "Hakiki" sosyalizme çoktandir beklediği fırsat verilmiş oldu. Alman sosyalizmi, budalaca yankısı olduğu Fransız eleştirisinin, tekabül ettiği iktisadi[73*] yaşam koşullarıyla birlikte, modern burjuva toplumun varlığını ve buna uyarlanmış bir siyasal yapıyı, gerçekleştirilmeleri Almanya'da henüz süren savaşimın esas hedefi olan şeyleri öngördügünü, tam da gerekli olduğu anda unutuverdi. Alman sosyalizmi, papazlardan, profesörlerden, taşra soylularından ve bürokratlardan oluşan yandaşları ile birlikte mutlakiyetçi hükümetler için,[74*] kendilerini tehdit eden burjuvaziye karşi sevinçle karşilanan bir korkuluk hizmeti gördü.
Alman sosyalizmi, bu ayn
ı hükümetlerin Alman işçi sınıfı ayaklanmalarına tam da o sırada[75*] yutturdukları kamçı ve kurşun haplarının ardından verilen ağız tatlandırıcı bir şey oldu.
Bu "Hakiki" sosyalizm, hükümetlerin elinde böylece, Alman burjuvazisine kar
şi bir silah haline gelmekle birlikte, aynı zamanda doğrudan doğruya gerici bir çikan, Alman darkafalılarının[76*] çikarini da temsil ediyordu. Almanya'da, 16. yüzyılın bir kalıntısı olan ve o zamandan,beri çesitli biçimler altında tekrar tekrar ortaya çikip duran küçük-burjuva sınıfı, şu andaki durumun gerçek toplumsal temelidir.
; Bu s
ınıfın korunması, Almanya'daki mevcut durumun korunması demektir. Burjuvazinin sınai ve siyasal egemenliği, bir yandan sermaye yoğunlaşması sonucu, öte yandan da devrimci bir proletaryanın doğuşu sonucu, onu kesin bir yıkım ile tehdit ediyor. "Hakiki" sosyalizm, bu iki kuşu bir taşla vurabilirmiş gibi göründü. Bir salgın gibi yayıldı.
Belagat çiçekleriyle süslenmi
ş, gönül bulandırıcı duygusallıkla sırsıklam, spekülatif örümcek ağlarından dokunmuş kisve, Alman sosyalistlerinin bir deri bir kemik kalmış zavallı "ölümsüz hakikatler"ini sarıp sarmaladıkları görülmemiş bolluktaki bu kisve, böyle bir halk arasında kendi mallarının sürümünü artırmaya yaradı.
Ve Alman sosyalizmi de, kendi görevinin küçük-burjuva darkafal
ının[77*] abartmalı temsilcisi olmak olduğunu gittikçe daha çok kabullendi.
Alman ulusunu örnek ulus, ve küçük Alman darkafal
ısını[78*] da örnek insan ilân etti. Bu örnek insanın bütün alçakça bayağılıklarına, gerçek niteliğinin tam tersine, gizli, yüce, sosyalist bir anlam verdi. İşi, komünizmin "vahşice yıkıcı" eğilimine doğrudan karşi çikmaya, ve bütün sınıf savaşimlarını tepeden ve tarafsız bir küçümsemeyle karşiladığını ilân etmeye dek vardırdı. Pek az istisna dışında, Almanya'da şu an (1847)[79*] piyasaya sürülen bütün sözde sosyalist ve komünist yayınlar, bu bayağı ve sinir bozucu yazın alanına girerler.[80*]

2. TUTUCU SOSYALİZM YA DA BURJUVA SOSYALİZMİ


Burjuvazinin bir kesimi, burjuva toplumun varl
ığının devamını sağlamak için, toplumsal hoşnutsuzlukları gidermek ister.
İktisatçılar, iyilikseverler, insanlıılar, işçi sınıfının durumunu iyileştiriciler, hayır işleri örgütleyicileri, hayvanlara eziyet edilmesini önleme derneklerinin üyeleri, ılımlılık bağnazları, akla gelebilecek her türden gizli reformcular, bu kesime girerler. Sosyalizmin bu biçimi,[81*] üstelik, eksiksiz sistemler haline de getirilmiştir.
Bu biçime bir örnek olarak Proudhon'un Sefaletin Felsefesi'ni anabiliriz.
Sosyalist burjuva, modern toplumsal ko
şulların bütün üstünlüklerini istiyor,[82*] ama buradan zorunlu olarak çikan savaşimlar ve tehlikeler olmaksızın. Bunlar mevcut toplumu istiyorlar, yeter ki, devrimci ve çözücü ögeleri çikartilmis olsun. Proletaryası olmayan bir burjuvazi istiyorlar. Burjuvazi, doğal olarak, kendi egemen olduğu dünyanın dünyaların en iyisi olduğunu düşünüyor; ve burjuva sosyalizmi de, bu rahatlatıcışünceyi azçok eksiksiz çesitli sistemler[83*] haline getiriyor. Proletaryadan böyle bir sistemi yürütmesini ve, böylece, dosdoğru toplumsal[84*] Yeni Kudüs'e girmesini istemekle, aslında, proletaryanın mevcut toplum çerçevesi içerisinde kalmasından, ama burjuvaziye ilişkin bütün nefret dolu düşüncelerini bir kenara bırakmasından başka bir şey istemiş olmuyor.
Bu sosyalizmin ikinci ve daha pratik, ama daha az sistematik bir biçimi,
şu ya da bu siyasal reformun değil, ancak maddi varlık koşullarındaki, iktisadi ilişkilerdeki bir değişikliğin onlara bir yarar sağlayabileceğini göstererek, her türlü devrimci hareketi işçi sınıfının gözünden düşürmeye çalismistir. Ne var ki sosyalizmin bu biçimi,[85*] maddi varlık koşullarındaki değişmelerden, hiç bir şekilde, ancak bir devrimle gerçekleştirilebilecek olan burjuva üretim ilişkilerinin kaldırılmasını değil, bu ilişkilerin sürekli varlığına dayandırılan idari reformları, dolayısıyla sermaye ile emek arasındaki ilişkileri hiç bir biçimde etkilemeyen, olsa olsa burjuva hükümetinin masraflarını azaltan ve idari işleyişini basitleştiren reformları anlıyor.
Burjuva sosyalizmi yeterli ifadesini ancak ve ancak salt bir mecaz haline geldi
ği zaman buluyor.
Serbest ticaret: i
şçi sınıfının çikari için. Koruyucu gümrükler: işçi sınıfının çikari için. Cezaevi reformu:[86*] işçi sınıfının çikari için. Burjuva sosyalizminin son sözü ve ciddi olarak söylediği tek söz işte budur.
Bu sosyalizm
şu sözlerle özetleniyor: burjuva bir burjuvadır - işçi sınıfının çikari için.

3. ELEŞTİREL-ÜTOPIK SOSYALİZM VE KOMÜNİZM

Biz burada, Babeuf ve diğerlerinin yazılarında olduğu gibi, her büyük modern devrimde her zaman proletaryanın istemlerini dile getirmiş olan yazının sözünü etmiyoruz.[87*] Kendi amaçlarına ulaşmak için proletaryanın feodal toplumun yıkılmakta olduğu genel kaynaşma anlarında yaptığı ilk doğrudan girişimler, proletaryanın o sıradaki gelişmemiş durumu yüzünden olduğu kadar, kurtuluşunun iktisadi koşulları henüz daha yaratılmaları gereken ve yalnızca yaklaşmakta olan burjuva çaginin yaratabileceği koşulların bulunmayışı yüzünden, zorunlu olarak başarısızlığa uğradı.[88*] Proletaryanın bu ilk hareketlerine eşlik etmiş olan devrimci yazın, zorunlu olarak gerici bir niteliğe[89*] sahipti. Bu, genel bir zahitliği ve en kaba biçimiyle bir toplumsal eşitliği telkin ediyordu.
Hakl
ı olarak sosyalist ve komünist diye adlandırılan sistemler, Saint-Simon'un, Fourier'nin, Owen'ın ve ötekilerin sistemleri, proletarya ile burjuvazi arasındaki savaşimın yukarda anlatılan ilk, gelişmemiş döneminde ortaya çiktilar (Bkz: Bölüm I, Burjuvalar ve Proleterler).
Bu sistemlerin kurucular
ı, hem sınıf karşitlıklarını, ve hem de hüküm süren toplum biçimi içerisindeki çözücü ögelerin etkisini gerçekten de görüyorlar. Ama henüz bebeklik çagindaki[90*] proletarya, onlara hiç bir tarihsel inisiyatifi ya da hiç bir batımsız siyasal hareketi olmayan bir sınıf görünümü sunuyor.
S
ınıf karşitlıklarının gelişimi, sanayiin gelişimiyle başabaş gittiğinden, içinde bulundukları iktisadi durum, onlara, proletaryanın kurtuluşunun maddi koşullarını henüz sağlamıyor. Dolayısıyla, bu koşulları yaratacak yeni bir toplum biliminin peşine, yeni[91*] toplum yasalarının peşine düşüyorlar.
Tarihsel[
92*] eylemin yerini, bunların kişisel yaratıcı eylemi; tarihsel olarak yaratılmış kurtuluş koşullarının yerini, hayali olanlar; ve proletaryanın tedrici, kendiliğinden[93*] sınıf örgütlenmesinin yerini, bu yaratıcılar tarafından özel olarak tasarlanmış toplum örgütlenmesi alacaktır. Geleceğin tarihi, kendisini, bunların gözünde, kendi toplum planlarının propagandasına ve fiilen uygulanmasına indirgiyor.
Planlar
ını oluştururken, en çok acı çeken sınıf olarak özellikle işçi sınıfının çikarlarini gözetmenin bilincindedirler. Onlar için proletarya, ancak, en çok acı çeken sınıf olması bakımından vardır.
S
ınıf savaşimının gelişmemiş oluşu kadar, kendi içinde bulundukları ortam da, bu türden sosyalistlerin kendilerini her türlü sınıf karşitlığının çok üstünde görmelerine neden oluyor. Bunlar, toplumun her üyesinin, hatta en iyi durumda olanların bile, koşullarını iyileştirmek istiyorlar. Böylece bunlar, sınıf ayrımı yapmaksızın, toplumun tamamına, hatta tercihan egemen sınıfa seslenip duruyorlar. Çünkü bunların sistemini bir kez anladıktan sonra, insanlar nasıl olur da mümkün olan en iyi toplum için mümkün olan en iyi planın bu olduğunu görmemezlik ederler?
Böylece bunlar, her türlü siyasal, ve özellikle de her türlü devrimci eylemi reddederler; amaçlar
ına barışçıl yollarla ulaşmayı arzularlar ve zorunlu olarak başarısız kalmaya mahkum küçük deneyler ile ve örnek gösterme ile, yeni toplumsal İncil-i Şerif yolunu açmaya çalisirlar.
Proletaryan
ın henüz pek az gelişmiş olduğu ve kendi durumu konusunda ancak gerçeklerden uzak bir kavrayışa sahip bulunduğu bir sırada çizilen geleceğin toplumuna ilişkin bu hayali tablolar, bu sınıfın toplumun genel bir yeniden kuruluşuna duyduğu ilk içgüdüsel özlemlerin sonucudur.
Ama bu sosyalist ve komünist yay
ınlar, eleştirel bir öge de içerirler. Bunlar mevcut toplumun bütün ilkelerine saldırırlar. Bu yüzden işçi sınıfını aydınlatacak en değerli malzemelerle doludurlar. Bunlarda önerilen kent ile kır arasındaki ayrımın, ailenin, sanayilerin özel kişiler hesabına işletilmesinin[94*] ve ücret sisteminin[95*] kaldırılması, toplumsal uyumun ilânı, devletin işlevlerinin üretimi yönetmekten ibaret hale getirilmesi gibi pratik önlemler —bütün bunlar, yalnızca, o sıralar daha henüz gelişmeye başlamış olan ve bu yayınlarda ancak ilk belli-belirsiz biçimleri içerisinde farkedilen sınıf karşitlıklarının ortadan kaldırılmaları gereğine işaret ediyorlar. Bu öneriler, bu yüzden, tamamıyla ütopik bir nitelik taşiyorlar.
Ele
ştirel-ütopik sosyalizmin ve komünizmin önemi, tarihsel gelişmeyle ters orantılıdır. Modern[96*] sınıf savaşimının gelişmesi ve belli bir biçim alması oranında, savaşimdan bu hayali ayrı kalış, ona yapılan bu hayali saldırılar bütün pratik değerlerini ve bütün teorik haklılıklarını yitiriyor. Dolayısıyla, bu sistemlerin kurucularının birçok bakımlardan devrimci olmalarına karşin, bunların ögretilileri, her keresinde, salt gerici tarikatlar kurmuşlardır. Bunlar, proletaryanın ileriye doğru tarihsel gelişimi karşisında sıkı sıkıya ustalarının eski görüşlerine sarılıyorlar. Dolayısıyla bunlar, durmadan, sınıf savaşimını köreltmeye ve sınıf karşitlıklarını uzlaştırmaya çabaliyorlar. Bunlar toplumsal ütopyalarini, yalıtılmış "phalanstéres" yaratmayı, "Home Koloniler" kurmayı, bir "Küçük İkarya"[97*] —Yeni Kudüs'ün küçük boy[98*] baskıları— kurmayı deneyler yoluyla gerçekleştirme düşü görüyorlar ve bütün bu düşlerini gerçekleştirmek için burjuvazinin duygularına ve keselerine seslenmek zorunda kalıyorlar. Bunlar giderek yukarıda betimlenen gerici [ya da][99*] tutucu sosyalistler kategorisine düşüyorlar ve onlardan ancak daha sistemli olan bilgiçlikleriyle ve kendi toplum bilimlerinin mucizevi etkilerine olan bağnaz ve batıl inançlarıyla[100*] ayrılıyorlar.
Bunlar, bu yüzden, i
şçi sınıfından gelen her türlü siyasal eyleme şiddetle karşi çikiyorlar; bunlara göre bu tür eylem, ancak, yeni İncil-i Şerif'e olan kör inançsızlıktan ileri gelebilir.
İngiltere'de ovıncılar çartistlere Fransa'da da furiyeciler Réformist'lere[20] karşidırlar.

IV. KOMÜNİSTLERİN MEVCUT ÇESITLI MUHALEFET PARTİLERİ KARŞISINDAKİ KONUMLARI


Komünistlerin
İngiltere'de çartistler ve Amerika'da da tarım reformcuları[21] gibi mevcut işçi sınıfı partileri ile olan ilişkileri İkinci Bölümde açıklandı.
Komünistler i
şçi sınıfının ivedi hedeflerine ulaşilması ve o andaki çikarlarinin gerçekleşmesi için savaşirlar; ama mevcut hareket içerisinde, bu hareketin geleceğini de temsil eder ve gözetirler.[101*] Komünistler Fransa'da, tutucu ve radikal burjuvaziye karşi, sosyal-demokratlar[102*] ile bağlaşiklık kuruyorlar, ama büyük devrimden geleneksel olarak devralınmış sözlere ve yanılsamalara karşi eleştirel bir tutum takınma hakkını da saklı tutuyorlar.
İsviçre'de radikalleri destekliyorlar, ama bu partinin kısmen, Fransa'daki anlamıyla, demokratik sosyalistlerden, kısmen de radikal burjuvalardan olmak üzere, birbirlerine karşit ögelerden oluştuğunu gözden kaçırmıyorlar.
Polonya'da ulusal kurtulu
şun ilk koşulu olarak bir tarım devrimi üzerinde direten partiyi, 1846 Krakov ayaklanmasını[23] başlatan partiyi destekliyorlar.
Almanya'da, devrimci bir tutum tak
ındığı sürece, mutlak monarşiye, feodal ağalığa ve küçük-burjuvaziye karşi,[103*] burjuvaziyle birlikte savaşiyorlar.
Ama, Alman i
şçileri, burjuvazinin kendi egemenliği ile birlikte getirmek zorunda olduğu toplumsal ve siyasal koşulları olabildiğince çok sayıda silahlar olarak burjuvaziye karşi derhal kullanabilsinler diye, ve Almanya'da gerici sınıfların devrilmelerinin ardından bizzat burjuvaziye karşi savaş derhal başlayabilsin diye, işçi sınıfına burjuvazi ile proletarya arasındaki düşmanca karşitlık konusunda mümkün olan en açık bilinci kazandırmaya çalismaktan bir an için olsun geri kalmıyorlar.
Komünistler dikkatlerini esas olarak Almanya'ya çeviriyorlar, çünkü bu ülke 17. yüzy
ılda İngiltere'dekinden ve 18. yüzyılda Fransa'dakinden daha gelişkin bir Avrupa uygarlığı koşulları altında ve çok daha fazla gelişmiş bir proletarya ile yapılmak zorunda olan bir burjuva devrimi arifesindedir, ve çünkü Almanya'daki burjuva devrimi, onu hemen izleyecek bir proleter devriminin başlangıcı olacaktır.
K
ısacası, komünistler, her yerde, mevcut toplumsal ve siyasal düzene karşi her devrimci hareketi destekliyorlar.
Bütün bu hareketlerde, o andaki geli
şme derecesi ne olursa olsun, mülkiyet sorununu o hareketin esas sorunu olarak ön plana çikariyorlar.
Son olarak, her yerde, bütün ülkelerin demokratik partileri aras
ında birlik ve anlaşma sağlanması için çalisiyorlar.
Komünistler, kendi görü
şlerini ve amaçlarını gizlemeye tenezzül etmezler. Hedeflerine ancak tüm mevcut toplumsal koşulların zorla yıkılmasıyla ulaşilabileceğini açıkça ilân ediyorlar. Varsın egemen sınıflar bir komünist devrim korkusuyla titresinler. Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yok. Kazanacakları bir dünya var.

BÜTÜN ÜLKELERIN İŞÇİLERİ, BİRLEŞINİZ!

Aralık 1847 - Ocak 1848'de
Marx ve Engels taraf
ından
yaz
ılmıştır

Özgün bas
ımı, Almanca olarak,
Şubat 1848'de Londra'da yapılmıştır

Önsözler'in Dipnotları


[1*] Köy toplulu
ğu.
[2*] "Kan
ımca", diye yazmıştım İngilizce çevirinin önsözünde, "Darwin'in teorisinin biyoloji için yaptığının aynısını tarih için yapacak olan bu düşüncelere, her ikimiz de, 1845 öncesinde, yavaş yavaş yaklaşmaktaydık. Buna doğru, bağımsız olarak, ne denli ilerlemiş olduğumu en iyi İngiltere'de İşçi Sınıfının Durumu başlıklı yapıtım gösterir. Ama, 1845 baharında, Brüksel'de Marx ile yeniden karşilaştığımda, kendisi bunları zaten oluşturmuştu ve, neredeyse burada belirttiğim kadar açık bir biçimde, bu düşünceleri önüme seriverdi." [Engels'in 1890 Almanca baskıya notu.]
[3*] 1883 Almanca Bask
ıya Önsöz kastediliyor. -Ed.
[4*] Engels'in kayboldu
ğunu söylediği ve 1882 Rusça baskı için Marx'la beraber yazdıkları önsözün özgün Almancası sonradan bulunmuş ve Marksizm-Leninizm Enstitüsünün arşivine konulmuştur. 1882 Rusça Baskıya Önsöz olarak yayınlanmıştır -Ed.
[5*] Bkz: 1872 Almanca Bask
ıya Önsöz. -Ed.
[6*] Lassalle, ki
şi olarak, kendisini bize hep Marx'ın bir "ögretilisi" olarak tanıtmıştı ve, bu sıfatla, elbette Manifesto'nun zemini üzerinde kalmıştı. Lassalle'ın devlet kredileri ile desteklenen, üretici kooperatifleri isteminin ötesine geçmeyen ve tüm işçi sınıfını devlet desteğinden yana olanlar ile, öz-destekten yana olanlar diye bölen izleyicileri için durum çok farklıydı. [Engels'in notu.]
[7*] W. Bevan. -Ed.
[8*] Lehçe bask
ısında bu tümce atlanmıştır. -Ed.

Dipnotlar


[1*] Burjuvazi ile, modern kapitalistler s
ınıfın, toplumsal üretim araçlarının sahipleri ve ücretli emek kullananlar kastediliyor. Proletarya ile ise, kendilerine ait hiç bir üretim aracına sahip olmadıklarından, yaşamak için işgüçlerini satmak durumunda kalan modern ücretli emekçiler sınıfı. [Engels'in 1888 İngilizce baskıya notu.]
[2*] Yani yaz
ılı tarih. 1847'de, toplumun tarih-öncesi, kaydedilmiş tarih-öncesinde varolmuş toplumsal örgütlenme henüz tamamıyla bilinmiyordu. O tarihten bu yana, Haxthausen, Rusya'da, ortak toprak mülkiyetini keşfetti. Maurer bunun, tarihte bütün Cermen ırklarının geldikleri toplumsal temel olduğunu tanıtladı, ve giderek köy topluluklarının [Almanca baskılarda "ortak toprak mülkiyetine dayanan köy topluluklarının" deniliyor. -ç.] Hindistan'dan İrlanda'ya kadar her yerde toplumun ilkel biçimi oldukları görüldü. Bu ilkel komünist toplumun iç örgütlenmesi tipik biçimiyle Morgan'in gens'in gerçek niteliğini ve aşiret ile olan ilişkisini ortaya koyan üstün keşfiyle açığa çikti. Bu ilkel toplulukların dağılmalarıyla, toplumun ayrı ayrı ve nihayet uzlaşmaz karşitlıktaki sınıflar olarak farklılaşması başlar. Bu dağılma sürecini Der Ursprung der Familie, des Privateigenthums und des Staats, 2. baskı, Stuttgart 1886'da izlemeye çalistim. [Engels'in 1888 İngilizce baskıya, ve -son tümce hariç- 1890 Almanca baskıya notu.]
[3*] Lonca ustas
ı yani bir loncanın asal üyesi, bir loncanın başi değil, lonca içinde bir usta. [Engels'in 1888 İngilizce baskıya notu.]
[4*] 1848, 1872, 1883 ve 1890 Almanca bask
ılarda, "kalfaları, çiraklari" yerine "kalfaları" ("Geseller") deniliyor. -Ed.
[5*] Almanca bask
ılarda tümceciğin başlangıcı şöyle: "Sanayiin daha önceki feodal, ya da lonca örgütü". -Ed.
[6*] Almanca bask
ılarda, burada ve daha ileride, "orta sınıf" yerine, "orta tabaka" ("Mittelstand") deniliyor. -Ed.
[7*] Almanca bask
ılarda, burada ve daha ileride "modern" yerine, "büyük" deniliyor. -Ed.
[8*] "Bu s
ınıfın" sözcükleri, 1888 İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[9*] Almanca bask
ılarda "sınıf" yerine "tabaka" deniliyor. -Ed.
[10*] "Komün", do
ğmakta olan, kentlilerin kendi feodal beylerinden ve efendilerinden "Üçüncü Katman" olarak yerel öz-yönetim ve siyasal haklarını elde etmezden önce bile Fransa'da aldıkları addı. Genel olarak söylemek gerekirse, burada, burjuvazinin iktisadi gelişimi için İngiltere, siyasal gelişimi için de Fransa tipik ülke olarak alınmıştır. [Engels'in 1888 İngilizce baskıya notu.]
Bu
İtalya ve Fransa kentlilerinin kendi kentsel topluluklarına, feodal beylerinden ilk öz-yönetim haklarını satın almalarından ya da koparmalarından sonra verdikleri addı. [Engels'in 1890 Almanca baskıya notu.1
[11*] "Ortaça
ğ" "(İtalya ve Almanya'da olduğu gibi)", "(Fransa'da olduğu gibi)" sözcükleri, 1888 İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[12*] Almanca bask
ılarda "yarı-feodallere" yerine "tabakalara" deniliyor. -Ed.
[13*] Almanca bask
ılarda, "üstünlügü ele geçirdiği" yerine, "iktidara geldiği" deniliyor. -ç.
[14*] Almanca bask
ılar şunu da ekliyorlar: "üretimi geliştirecek yerde onu engellediler". -Ed.
[15*] Almanca bask
ılarda "bir toplumsal salgın" deniliyor. -Ed.
[16*] 1848 Almanca bask
ılarda, "burjuva uygarlığının ve burjuva mülkiyet ilişkilerinin" deniliyor. -Ed.
[17*] Almanca bask
ılarda, "modern işçileri, proleterleri" deniliyor. -Ed.
[18*] Almanca bask
ılarda, "emek miktarı" deniliyor. -Ed.
[19*] 23 sayfal
ık 1848 Almanca baskıda, "kadınınki ve çocugunki" deniliyor. -Ed.
[20*] Almanca bask
ılarda "eski orta tabakanın alt kesimleri" deniliyor. -Ed.
[21*] Almanca bask
ılarda, "ve genellikle emekli olmuş esnaflar" yerine "ve rantiyeler" deniliyor. -Ed.
[22*] Almanca bask
ılarda paragraf burada bitiyor ve bunu izleyen tümce ile yeni bir paragraf başlıyor.
[23*] Almanca bask
ılarda, "Saldırılarını yalnızca burjuva üretim koşullarına karşi yöneltmekle kalmazlar, bizzat üretim araçlarına karşi da yöneltirler" deniliyor. -Ed.
[24*] Bu sözcük 1888
İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[25*] Parantez içindeki sözcük, 1888
İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[26*] "Siyasal ve genel", sözcükleri 1888
İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[27*] Almanca bask
ılarda, "aydınlanma ve ilerleme ögeleri" yerine "eğitim ögeleri" deniliyor. -Ed.
[28*] Almanca bask
ılarda, burada ve daha ileride "alt orta sınıf" ve "orta sınıf" yerine "orta tabakalar" deniliyor. -Ed.
[29*] Almanca bask
ılarda "tehlikeli sınıf, toplumsal tortu" yerine, "lümpen proletarya" deniliyor. -Ed.
[30*] Bu sözcük 1888
İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[31*] Almanca bask
ılarda, burada "servetin bireyler elinde birikmesi," sözcükleri de yer alıyor. -Ed.
[32*] Almanca bask
ılarda "sekter" yerine "ayrı" deniliyor. -Ed.
[33*] "En ileri ve" sözcükleri 1888
İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[34*] Almanca bask
ılarda bu tümce şöyledir: "Bütün mülkiyet ilişkileri sürekli tarihsel ikâmelere, sürekli tarihsel değişmelere uğramışlardır." -Ed.
[35*] Almanca bask
ılarda, "birinin bir başkası tarafından sömürülmesine" deniliyor. -Ed.
[36*] Almanca bask
ılarda, "küçük zanaatçı ve küçük köylü mülkiyetinden mi" yerine "küçük-burjuva, küçük köylü mülkiyetinden mi" deniliyor. -Ed.
[37*] "Birkaç ki
şi için" sözcükleri 1888 İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[38*] "Sermayeye" sözcü
ğü 1888 İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[39*] Almanca'da "burgerlichen Eigentümer"—"Burjuva mülk sahibinden". -ç.
[40*] "ve olanaks
ızlaştırılmalıdır" sözcükleri 1888 İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[41*] Almanca bask
ılarda, burada ve daha ilerde "kültür" yerine "eğitim" ("Bildung") deniliyor. -Ed.
[42*] Almanca bask
ılarda "kaldırma niyetimizi" yerine "kaldırmamızı" deniliyor. -Ed.
[43*] Almanca bask
ılarda bu tümcecik şöyledir: "içeriği sınıfınızın varlığının maddi koşulları tarafından belirlenen bir iradesinden..." -Ed.
[44*] Almanca bask
ılarda bu tümcecik şöyledir: "... bu bencil yanılgıyı, yokolmuş bütün egemen sınıflarla paylaşiyorsunuz." -Ed.
[45*] 1848 tarihli Almanca bask
ılarda, "ulusun önder sınıfı" yerine "ulusal sınıf" deniliyor. -Ed.
[46*] Almanca bask
ılarda, paragraf burada bitiyor. -ç.
[47*] "Maddi" sözcü
ğü 1888 İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[48*] Almanca bask
ılarda "usçu düşünceler" yerine, "aydınlık düşünceler" deniliyor. -Ed.
[49*] Almanca bask
ılarda tümcenin başlangıcı şöyledir: "'Kuşkusuz ki', denecek, 'dinsel, alilâki, felsefi, siyasal, hukuksal düşünceler vb...'". -Ed.
[50*] Almanca bask
ılarda "ya da genel düşünceler" yerine, "bilinç biçimleri" deniliyor. -Ed.
[51*] "Eski toplum düzeriine daha ba
şka saldırıları zorunlu kılan" sözcükleri 1888 İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[52*] Almanca bask
ılarda, burada "zoralımı" deniliyor. -Ed.
[53*] Almanca bask
ılarda yalnızca, "Ağır bir müterakki vergi" deniliyor. -Ed.
[54*] Almanca bask
ılarda, "haberleşme ve ulaşim araçlarının" yerine "tüm ulaşimın" deniliyor. -Ed.
[55*] 1848 tarihii bask
ılarda 9. madde şöyleydi: "Tarımın sanayi ile birleştirilmesi, kent ile kır arasındaki çeliskinin yavaş yavaş tasfiye edilmesi." Daha sonraki Almanca baskılarda "çeliski" sözcüğünün yerine "ayrımlar" sözcüğü konmuştur. -Ed.
[56*] Almanca bask
ılarda "sinai" yerine "maddi" deniliyor. -Ed.
[57*] Almanca bask
ılarda "tüm ulusun geniş bir birliğinin" yerine "birleşmiş bireylerin" deniliyor. -Ed.
[58*] 1660-1689
İngiliz Restrasyonu değil, 1814-1830 Fransız Restorasyonu. [Engels'in 1888 İngilizce baskıya notu.]
[59*] Almanca bask
ılarda, tümcenin sonu şöyledir: "ve kulağına da azçok uğursuz kehanetler fısıldayarak aldı." -Ed.
[60*] "Sanayi a
ğacından düşen" sözcükleri 1888 İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[61*] "Bu, esas olarak, toprak aristokrasisinin ve a
ğalarının malikânelerinin büyük bir kismını kendi hesaplarına kâhyalarına işlettirdikleri ve, dahası, bunların büyük pancar şekeri ve içki imalâtçıları oldukları Almanya için geçerlidir. Daha varlıklı olan İngiliz aristokrasisi henüz bu kadar düşmemiştir; ama onlar da, azalmakta olan rantların yarattığıığı unvanlarını azçok karanlık anonim şirketlerin kurucularına ödünç vererek kapatmanın yolunu biliyorlar. [Engels'in 1888 İngilizce baskıya notu.1
[62*] Almanca bask
ılarda "toprakbeyi" yerine "feodal bey" deniliyor. -Ed.
[63*] 1848 tarihli Almanca bask
ılarda "hıristiyan" yerine "kutsal" deniliyor. (Bu baskıların burasında apaçık bir tashih hatası vardır: "heilige" (kutsal) sözcüğü, "heutige" (bugünün) olarak basılmıştır. -Ed.
[64*] Almanca bask
ılarda "küçük mülk sahibi köylüler" ("small peasant proprietors") yerine "küçük köylülük" ("kleine Bauernstand") deniliyor. -ç.
[65*] Almanca bask
ılarda "bu iki sınıf ... bitkisel yaşamlarını hâlâ sürdürüyorlar" yerine "bu sınıf ... bitkisel yaşamını hâlâ sürdürüyor" deniliyor. -Ed.
[66*] Almanca bask
ılarda "bu ara sınıfların" yerine "küçük-burjuvazinin" deniliyor. -Ed.
[67*] Almanca bask
ılarda bu tümce şöyledir: "Daha sonra gösterdiği gelişmelerle bu eğilim, korkakça bir melankoli nöbeti içerisinde kaybolup gitti." -Ed.
[68*] Nüktedanlar. -ç.
[69*] Almanca bask
ılarda bu tümcenin başi şöyledir: "Alman filozofları, yarı-filozoflar ve güzel söz düşkünleri." -Ed.
[70*] 1848 tarihli Almanca bask
ılarda, bu tümcenin ardından şu sözler geliyor: "Hakiki toplum konusunda insanlığın gerçekleşmesi konusunda boş bir spekülasyon görünümü almak zorundaydı." Daha sonraki Almanca baskılarda "hakiki toplum konusunda" sözcükleri çikartilmistir. -Ed.
[71*] Almanca bask
ılarda bu tümce şöyledir: "Örnegin parasal ilişkiler konusundaki Fransız eleştirisinin altğna 'İnsanlığın Yabancılaşması'nı yazdılar, burjuva devlet konusundaki Fransız eleştirisinin altına da, 'Soyut Genel Egemenliğinin Tasfiyesi'ni yazdılar, vb.." -Ed.
[72*] Almanca bask
ılarda "Fransız tarihsel eleştirilerinin" yerine, "Fransız teorilerinin" deniliyor. -Ed.
[73*] Almanca bask
ılarda "iktisadi" yerine "maddi" deniliyor. -Ed.
[74*] Almanca bask
ılarda "mutlakiyetçi Alman hükümetleri için" deniliyor. -Ed.
[75*] "Tam da o s
ırada" sözcükleri 1888 İngilizce başkıya eklenmiştir. -Ed.
[76*] Burada "darkafal
ılar" olarak çevrilen sözcük, Almanca baskılarda "Pfahlbürgerschaft", İngilizce baskılarda "Philistines"tir. -ç.
[77*] Burada "küçük-burjuva darkafal
ı" olarak çevrilen sözcükler, Almanca baskılarda "Pfahlbürgerschaft", İngilizce baskılarda "Petty-bourgeois Philistine"dir. -ç.
[78*] Burada "küçük Alman darkafal
ısı" olarak çevrilen sözcükler, Almanca baskılarda "deutschen Spiessbürger", İngilizce baskılarda "German Petty Philistine"dir. -ç.
[79*] Parantez içinde verilen bu tarih, Almanca bask
ılarda yoktur.
[80*] 1848 devrim f
ırtınası bu kılıksız eğilimi silip süpürdü ve kahramanlarının da sosyalizm ile daha fazla uğraşma heveslerini kırdı. Bu eğilimin baş temsilcisi ve klâsik tipi Herr Karl Grün'dür. [Engels'in 1890 Almanca baskıya notu].
[81*] Almanca bask
ılarda "bu burjuva sosyalizmi" deniliyor. -ç.
[82*] Almanca bask
ılarda "modern toplumun yaşam koşullarını istiyor" deniliyor. -Ed.
[83*] Almanca bask
ılarda burada, "azçok eksiksiz bir sistem" deniliyor. -Ed.
[84*] Bu sözcük 1888
İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[85*] Almanca bask
ılarda "bu sosyalizm" deniliyor. -ç.
[86*] Almanca bask
ılarda "hücre hapsi" deniliyor. -Ed.
[87*] Almanca bask
ılarda bu tümce şöyledir: "Biz burada her büyük modern devrimde proletaryanın istemlerini dile getirmiş olan yazının sözünü etmiyoruz. (Babeuf'ün, vb. yazıları.)" -ç.
[88*] Almanca bask
ılarda "iktisadi koşullar" yerine "maddi koşullar"; "ve yalnızca yaklaşmakta olan burjuva çaginin yaratabileceği" yerine "ve ancak burjuva çaginin ürünü olabilecek" deniliyor. -Ed.
[89*] Almanca bask
ılarda "nitelik" yerine "içerik" deniliyor. -ç.
[90*] "Henüz bebeklik çagindaki" sözcükleri 1888
İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[91*] Her iki "yeni" sözcü
ğü de 1888 İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[92*] Almanca bask
ılarda "tarihsel" yerine "toplumsal" deniliyor. -Ed.
[93*] "Kendili
ğinden" sözcüğü 1888 İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[94*] Almanca bask
ılarda bu tümcenin başi şöyledir: "Bunların geleceğin toplumuna ilişkin kesin önerileri, örnegin kent ile kır arasındaki çeliskinin, ailenin özel kârın... " -Ed.
[95*] Almanca bask
ılarda "ücret sisteminin" yerine "ücretli emeğin" deniliyor. -ç
[96*] Bu sözcük 1888
İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[97*] Phalanstéres, Charles Fourier'nin planlad
ığı sosyalist kolonilerdi; İkarya, Cabet'nin kendi ütopyasina, daha sonraları da Amerikan komünist kolonisine verdiği addı. [Engels'in 1888 İngilizce baskıya notu.]
"Home Koloniler" (Yurtiçi Koloniler) Owen'in kendi komünist örnek toplumlar
ına verdiği addı. Phalanstéres, Fourier'nin planladığı halk saraylarının adıydı. İkarya, komünist kurumlarını Cabet'nin çizdigi ütopik hayal ülkesine verilen addı. [Engels'in 1890 Almanca baskıya notu.]
[98*]
İngilizcesinde duodecimo, Almancası duodez -bir tabaka kağıdın onikiye katlanmış hali; bu boyutta kitapçık. -ç.
[99*] 1888
İngilizce baskıda "ya da" sözcüğü yer almamaktadır ama, öteki bütün onaylı baskılara konulmuştur. -Ed.
[100*] Almanca bask
ılarda "bağnaz batıl inançlarıyla" deniliyor. -Ed.
[101*] "Ve gözetirler" sözcükleri 1888
İngilizce baskıya eklenmiştir. -Ed.
[102*] O s
ıralar Parlamentoda Ledru-Rollin, yazında Louis Blanc, günlük basında Réforme[22] tarafından temsil olunan Parti. Sosyal-demokrasi adı onun yaratıcılarının gözünde, demokrat ya da cumhuriyetçi partinin azçok sosyalizme bulanmış bir kesimini ifade ediyordu. [Engels'in 1888 İngilizce baskıya notu.]
Fransa'da o s
ıralar kendisini sosyalist-demokratik diye adlandıran parti, siyasal yaşamda Ledru-Rollin ve yazında da Louis Blanc tarafından temsil olunuyordu; dolayısıyla, bu parti ile bugünkü Alman Sosyal-Demokrasisi arasında dünyalar kadar fark vardı. [Engels'in 1890 Almanca baskıya notu.]
[103*] Almanca bask
ılarda tümcenin bu kısmı şöyle: "mutlak monarşiye, feodal toprak mülkiyetine ve darkafalılığa [Kleinbürgerei] karşi...". -Ed.

ıklayıcı notlar

[1] Komünist Parti Manifestosu, Komünist Birliğin programı olarak, bu örgütün İkinci Kongresinin (Londra, 29 Kasım-8 Aralık 1847) talimatı uyarınca Marx ve Engels tarafından yazıldı.
Kongre haz
ırlıkları sürerken Marx ve Engels, nihai program belgesinin bir Parti Manifestosu biçiminde olmasına karar verdiler. O dönemin gizli dernekleri için olağan olan ve "Komünist İman Yemini Taslağı" ve Komünizmin İlkeleri'nde görülen ilmihal biçimi, yeni devrimci dünya görüşünün eksiksiz ve özlü bir biçimde açıklanması için, proleter hareketin amaçlarının ve görevlerinin etraflı bir biçimde formüle edilmesi için uygun değildi.
Marx ve Engels, kongrenin hemen ard
ından, Londra'da, Manifesto üzerinde çalismaya başladılar ve bu çalismalarini Marx'ın Brüksel'e döndüğü 13 Aralık'a kadar sürdürdüler. Dört gün sonra Engels'in de Brüksel'e gelmesiyle (17 Aralık) tekrar çalismaya başladılar. Engels'in Aralık sonunda Paris'e gitmesinden 31 Ocak'taki dönüşüne kadar, Marx, Manifesto üzerinde tek başina çalisti.
Komünist Birlik Merkezinin s
ıkıştırmalarıyla Marx, 1848 Ocak ayının hemen tamamını yoğun bir biçimde bu çalismaya ayırdı. Ocak sonunda elyazması Alman İşçileri Eğitim Derneğinin Komünist Birlik üyesi ve Alman mültecisi J. E. Burghard'ın sahibi olduğu basımevinde basılmak üzere Londra'ya gönderildi.
Marx'
ın elyazısıyla yazılmış III. Bölüme ilişkin plan taslağı dışında Manifesto'nun elyazmaları kayıptır.
Manifesto'nun bask
ısı 1848 Şubatının sonunda bitti. 29 Şubatta Eğitim Derneği basım masraflarını karşilamayı kararlaştırdı.
Manifesto'nun ilk bask
ısı koyu yeşil bir broşürdü. Nisan-Mayıs 1848'de bir yeni baskısı yapıldı. Bu baskı 30 sayfa tutuyordu ve birinci baskıdaki tashih hataları burada düzeltilmiş ve noktalama da geliştirilmişti. Bu metin daha sonraki onaylı basımlar için Marx ve Engels tarafından esas alınmıştır. 1848'in Mart ile Haziran ayları arasında, Manifesto, Alman mültecilerine ait demokratik bir gazete olan Deutsche Londoner Zeitung'da basıldı. Manifesto'yu öteki Avrupa dillerinde yayınlama girişimleri daha o yıl başladı. Danimarka, Polonya ve İsveç dillerindeki baskıları 1848'de çikti. O sırada yapılan Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca çevirileri yayınlanmadı. Nisan 1848'de, o sıra Barmen'de bulunan Engels, Manifesto'yu İngilizce'ye çevirmekteydi. Ama ancak yarısını çevirebildi. Manifesto'nun Helen Macfarlane tarafından yapılan ilk İngilizce çevirisi ancak yıllar sonra, Haziran ve Kasım 1850 tarihleri arasında, çartist bir yayın organı olan The Red Republican'da yayınlandı. Bu yayın organının editörü Julian Harney, bu yayına yazdığı önsözde ilk kez olarak Manifesto'nun yazarlarından sözetti. Bundan önce çikan baskılarının hiç birinde ve daha sonraki birçok baskılarda yazarların isimleri yoktu.
Proletaryan
ın kurtuluş savaşimının 60'larda ve 70'lerde gösterdiği gelişme, Manifesto'nun yeniden basılmasını gerektirdi. 1872 yılında biriki küçük düzeltme ve Marx ve Engels'in 1871 Paris Komünü deneyiminden çikardiklari bazı sonuçları içeren bir önsözle birlikte yeni bir Almanca baskısı çikti. Bu ve bundan sonraki Almanca baskı (1883 ve 1890) Komünist Manifesto başlığını taşiyordu. 1870'de Manifesto Amerika'da ilk kez Woodhull & Claflin's Weekly'de yayınlandı.
Mikhail Bakunin'in yapt
ığı ve bazı tahrifatları içeren ilk Rusça baskısı 1869'da Cenevre'de çikti. Bu baskıdaki hatalar, Georgi Plehanov'un çevirmis olduğu ve marksizmin Rusya'da yayılmasına büyük önem veren Marx ve Engels'in özel bir önsöz yazmış oldukları 1882 Rusça baskıda giderilmiştir. Marx'ın ölümünden sonra Manifesto birkaç kez daha basıldı. Engels bunların hepsini okumuş ve 1883 Almanca baskıya ve Samuel Moore'un çevirdigi ve kendisinin de ayrıca gözden geçirip notlar eklediği 1888 İngilizce baskıya önsözler yazmıştır. 1888 İngilizce baskı Manifesto'nun İngiltere'de, Birleşik Devletler'de ve SSCB'nde daha sonra yapılan birçok İngilizce baskısında temel alınmıştır. 1890'da Engels yeni bir Almanca baskı hazırladı, buna bir önsöz yazdı ve birkaç not ekledi. 1885'de Le Socialiste, Manifesto'nun Marx'ın kızı Laura Lafargue'in yaptığı ve Engels'in okuduğu Fransızca çevirisini yayınladı. Engels ayrıca 1892 Lehçe, ve 1893 İtalyanca baskılara da önsözler yazmıştır.
Manifesto'nun bu ciltte yeralan metni Karl Marx, Frederick Engels, Collected Works (Progress Publishers, Moscow 1976, Vol. 6, s. 476-519), adl
ı yapıttan Türkçeye çevrilmistir. Ayrıca, Karl Marx, Frederick Engels, Gesammelte Werke (Dietz Verlag Berlin, Bd. 4, s. 459-493) adlı yapıttan da yararlanılmıştır. Almanca metnin İngilizce metinden farklı olduğu noktalar, sayfa altında dipnot olarak gösterilmiştir. Progress Publishers'in saptadığı farklılıklar "-Ed" ibaresiyle, Türkçe çevirisi yapılırken saptanmış farklılıklar ise, "-ç." ibaresi ile belirtilmiştir
Manifesto'nun bu ciltte yer alan önsözleri, üç ciltlik Karl Marx and Frederick Engels, Selected Works (Progress Publishers, Moscow 1969, Vol. 1, s. 98-107) adl
ı yapıttan çevrilmistir. Önsözler çevrilirken, bunların Bütün Yapıtları'nın Almanca baskılarında yayınlanmış Almancalarından da yararlanılmıştır (K. Marx, F. Engels, Op. cit., s. 573-590). [Bu Türkçe çeviri, Muzaffer Ardos tarafından yapılmıştır - Aralık 1976]
[2] Komünist Birlik — Marx ve Engels taraf
ından kurulan proletaryanın ilk uluslararası komünist örgütü; 1847'den 1850'ye kadar varolmuştur.
[3] Burada Fransa'daki 1848
Şubat Devrimine değiniliyor.
[4] "Red Republican - George Julian Harney'in 1850'de Hazirandan Kas
ıma kadar Londra'da çikardigi haftalık bir çartist dergi. 21-24. sayılarında Manifesto'yu özetleyerek yayınlamıştır.
[5] Burada Frans
ız burjuvazisi tarafından korkunç bir vahşetle bastırılan Paris işçilerinin 23-26 Haziran 1848'de giriştikleri kahramanca ayaklanmaya değiniliyor.
[6] Le Socialiste — New-York'ta Ekim 1871'den Mayis 1873'e kadar Frans
ızca olarak çikan haftalık bir gazete. Enternasyonalin Kuzey Amerika Federasyonunun Fransız kesiminin organıydı; Huge Kongresinin ardından Enternasyonalden ayrılmıştır.
[7] Burada, Manifesto'nun 1869'da Cenevre'de yay
ınlanan Bakunin çevirisine değiniliyor.
[8] Burada, Aleksandr Herzen ve Nikolay Ogaryov'un yay
ınladığı Kolokol ("Çan") adlı devrimci demokratik gazeteyi basan "Hür Rus Basımevi"ne değiniliyor. Herzen tarafından kurulan bu basımevi 1865'e kadar Londra'daydı; bundan sonra Cenevre'ye taşindı. 1869'da, basımevi, Komünist Manifesto'nun ilk Rusça baskısını yaptı.
[9] Yazarlar, burada, 1 Mart 1881'de imparator Aleksandr II'nin Narodnaya Volya üyeleri taraf
ından öldürülmesinden sonra Rusya'da esen havaya değiniyorlar. Aleksandr II'nin ardılı Aleksandr III, Narodnaya Volya'nin Yürütme Kurulunun girişeceği yeni terörist eylemler korkusuyla Gaçina'ya sığınmış, orada oturuyordu.
[10] Kolonya'da Komünistlerin Yarg
ılanması (4 Ekim-12 Kasım 1852) — Komünist Birliğin 11 üyesinin Prusya hükümetinin açtığı davada yargılanmaları. Yurda ihanet ile suç1anan sanıklardan yedisi, uydurma belgelere ve gerçek olmayan delillere dayanılarak üç yıldan altı yıla kadar değişen cezalara çarptirilmislardi. (Bkz: Engels, "Kolonya'da Komünistlerin Yargılanması")
[11] Marx ve Engels, bu teorik önermeyi, 1840'tan sonraki birçok yap
ıtlarında geliştirmişlerdir. Buradaki formülasyon, Uluslararası İşçi Birliğinin Tüzüğündeki formülasyondur.
[12] Bu önsözü Engels, 1 May
ıs 1890'da, İkinci Enternasyonalin Paris Kongresi (Haziran 1889) kararı uyarınca bazı Avrupa ve Amerika ülkelerinde düzenlenen yığınsal gösterilerin, grevlerin ve toplantıların yapıldığı gün yazmıştır. İşçiler bu 1 Mayıs'ta Kongre tarafından saptanmış olan 8 saatlik işgünü istemini ve öteki bazı istemleri öne sürmüşlerdi. Bugünden sonra, bütün ülkelerin işçileri 1 Mayısı her yıl proletaryanın uluslararası dayanışma günü olarak kutlayagelmişlerdir.
[13] Kongre Polonyas
ı — 1814-15 Viyana Kongresi kararı uyarınca Polonya'nın Polonya Krallığı adı altında Rusya'ya ilhak olunan kısmı.
[14] Marx'
ın artı-değer teorisini henüz geliştirmemiş olduğu 1840 ve 1850'lerdeki yapıtlarında, Marx ve Engels, "emeğin değeri", "emeğin fiyatı", "emeğin satımı" terimlerini kullanıyorlardı. Marx'ın Ücretli Emek ve Sermaye adlı kitapçığına 1891'de yazdığı önsözde Engels'in belirttiği gibi, bunlar, "sonraki yapıtlar açısından talihsiz, hatta yanlış"tılar. Marx'ın, işçinin kapitaliste emeğini değil işgücünü sattığını tanıtlamasından sonra, Marx ve Engels, daha sonraki yapıtlarında "işgücünün değeri", "işgücünün fiyatı", "işgücünün satımı" terimlerini kullanmışlardır.
[15] "Sava
şimı birkaç yıl süren on saat Tasarısı, 1846 yılında Tahıl Yasalarının kaldırılması sırasında toprak aristokrasisi ile sanayi burjuvazisi arasında yaratılmış olan gergin bir ortam içerisinde, 1847 yılında yasalaştı. Tahıl Yasalarının kaldırılmasının öcünü almak için Tory'lerden bazıları on-saat Tasarısını desteklemişlerdi.
[16] Burada, halktan gelen bask
ı sonucu 1831'de Avam Kamarasından geçen ve 1832'de Lordlar Kamarası tarafından onaylanan seçim yasası reformuna değiniliyor. Bu reform, toprak ve finans aristokrasisinin tekelci egemenliğine karşi yöneltilmişti ve yasalaşmasıyla sanayi burjuvazisinin temsilcilerine parlamentonun yolu açılmış oldu. Reform savaşimının temel güçleri olan proletarya ve küçük-burjuvaziye seçim hakkı verilmedi ve böylece bunlar liberal burjuvazi tarafından aldatılmış oldular.
[17] Me
şruiyetçiler — Büyük topraklı soyluların çikarlarini temsil eden ve 1830'da devrilmiş olan "meşru" Bourbon hanedanı yandaşları, finans aristokrasisine ve büyük burjuvaziye dayanarak hüküm sürmekte olan Orleans hanedanına (1830-48) karşi savaşimlarında, meşruiyetçilerin bir kesimi toplumsal demagojiye sığınmış ve kendilerini burjuvazinin sömürüsüne karşi çikan halkın savunucusuymuş gibi göstermeye kalkışmışlardır.
[18] "Genç
İngiltere" — Aralarında Disraeli ve Ferrand'ın da bulunduğu tutucu yazar ve politikacılardan oluşan bir çevre. Bunlar iyiliksever Tory'lere yakındılar ve 1841'de Avam Kamarasında ayrı bir grup oluşturdular. Burjuvazinin büyümekte olan ekonomik ve siyasal gücü karşisında toprak aristokrasisinin hoşnutsuzluğunu dile getirerek kapitalist sistemi eleştiriyorlar ve işçi sınıfını kendi etkileri altına almak ve burjuvaziye karşi savaşimlarında bu sınıftan yararlanmak için iyiliksever önlemleri destekliyorlardı. "Genç İngiltere" siyasal bir grup olarak 1845'te dağıldı. Yazınsal bir çevre olarak varlığı da 1848'de son buldu.
[19] "Immanuel Kant'
ın, Fransız Devriminden hemen önce (1788) yayınlanmış Kritik der praktischen Vernunft ("Pratik Aklın Eleştirisi") adlı yapıtına atıfta bulunuluyor.
[20] Burada, Frans
ız gazetesi La Réforme'u (1843'den 1850'ye kadar Paris'te yayınlanmıştır) destekleyen küçük-burjuva cumhuriyetçi demokratlar ve küçük-burjuva sosyalistlere değiniliyor. Bunlar cumhuriyeti ve demokratik ve toplumsal reformları savunuyorlardı.
[21] "Tar
ım Reformcuları (Genç Amerika) — Amerikalı zanaatçıların ve işçilerin kurduğu bir örgüt. 1845'te kurulan ve bir yığın örgütü olan Ulusal Reform Derneğinin çekirdegini oluşturmuştur. 1840'ların ikinci yarısında Dernek, toprak reformu için ajitasyona girişmiş, köle sahibi plantasyonculara karşi çikmistir. Ayrıca on-saatlik işgününün yasalaşması, köleciliğin, sürekli ordunun kaldırılması gibi istemlerde de bulunmuştur. Birçok göçmen Alman zanaatçısı Ulusal Reform Derneğinin başinı çektigi bu harekete katılmıştır. 1846 yılına gelindiğinde Alman işçileri arasındaki hareket durulmaya başladı. Bunun nedenlerinden biri de, "hakiki sosyalizm"leri ile Alman göçmenleri demokratik hedefler uğruna yapılan savaşimdan saptıran Kriege grubunun faaliyetiydi.
[22] La Réforme gazetesi için 68. aç
ıklayıcı nota bakınız.
[23] Burada, 18. yüzy
ılın sonunda Polonya'yı parçalamış olan ve Viyana Kongresinin aldığı karar uyarınca Krakov'u ortaklaşa denetimleri altında bulunduran Avusturya, Rusya ve Prusya'ya karşi Kralov Cumhuriyetinde başlayan ulusal kurtuluş ayaklanmasına değiniliyor. 22 Şubat 1846'da Krakov'da iktidarın isyancıların eline geçmesi, Polonya Cumhuriyeti Ulusal Hükümetinin kurulması ve bu hükümetin feodal yükümlülükleri kaldıran bir manifesto yayınlaması, Polonya topraklarının tümü üzerinde yeralacak ve başinı devrimci demokratların (Dembovski ve ötekiler) çektigi genel bir ayaklanma planının bir parçasıydı. Polonya'nın diğer kesimlerinden etkin destek saklayamadığından, Krakov ayaklanması, Mart ayında Avusturya ve çarlik Rusya kuvvetleri tarafından bastırıldı; Kasım 1846'da, Avusturya, Prusya ve Rusya, kendi aralarında, "hür Krakov kenti"ni Avusturya imparatorluğuna katan bir antlaşma imzaladılar.


Derwêş Serhedî: Dîlan û Gazgaz
http://www.derwes-serhedi.com

10,00 EURO

Cennet Bilek: Kabilin Gölgesi Roman

Kutbettin Ozer: Kemalizm ve Kü Yazılar -1

Yalnız Balerin Ressam: Ali Usta

Erol Dündar -Uygarlığ Erol Dündar\'a ait olan kitap

Mehmet Bayrak: İç Toroslar\'da [Sinemilli ve Komşu Aşiretleri

Bir Mültecinin Anılar ISBN: 978-9944-227-46-9

Ali Usta: Hz. Muhammet’in Gerç Medine Arap Devletinin Resmi G

Erol Dündar: Dört Mevsim - Bah Ben Şiir yazmadım, D

Derwêş Serhedî Rengên Govendê http://www.derwes-serhedi.com

Kalender Şahin\'den 3 K&# Balkanlar\'da 4 Kayıp ve

Hasan Yıldız: Alle F Prdüktör: Musa Taş

Mehmet Bayrak: Gravürlerle Kür Ebat : 22 x 29 cm., 351 sayfa,

Nidâ Öz: Firar & Hoş Geld Şiirlendirilmiş Müzi

Azimet Ceyhan- Savrulus Cinus yayinlari

Malmisanij ve Mahmud Levendi: Özge Yayınları

Anafilya İzDüşüm (Se Şiir / Öykü / Anı

Ortaçağdan Modern Çağ 160x240 mm Sayfa : 541

Öyküleriyle Halk Anlatı T Ebat : 160x240 mm Sayfa : 680

Kürt Sorunu ve Demokratik Çözü 160x240 mm Sayfa : 504

Muzaffer Yanık: Sensizli& 96 sayfa / *8.00 €

OSMANLI DEVLETİ TARİHİ - 2 CİL OSMANLI DEVLETİ TARİH cilt 1-2

Mehmet Bayrak: Alevilik ve Kür Ebat : 160x240 mm Sayfa : 800

Memed Uzun: Kader Kuyusu (Bire Türkçe Çeviri: Muhsin Kız

Derwêş Serhedî: Kûra Çayê http://www.derwes-serhedi.com

Geçmişten Günümüze KÜRT K 160x240 mm Sayfa : 391

Selim Çürükkaya: Sırlar Çözülü Doz Yayınları, ROMAN

Kürdoloji Belgeleri Ebat : 160x240 mm Sayfa : 602

Mehmet Bayrak: Köy ve Köy Enst 160x240 mm Özge Yayinlari

29 Harfle Dünyadan 29 Şair (Seçki)

Kürdoloji Belgeleri II 160x240 mm Sayfa : 544

Mehmet Bayrak


...Tüm Haberler

Kitap Tanıtım ve Paylaşma Sayfamıza Hoşgeldiniz
Tüm yeniliklerle karşınızda olacağız.
Posted on 9 May, 2009


all news

Ali Usta Web Tasarimi Basin yayin
Malame Sitesi
Elbistan ve Cevresi Sitesi
Ararat Post Haber Sitesi
Mavi Reisen Schweiz


Online Ziyaretci:
Toplam:

Komunist Manifesto

Mahir Çayan

Mahir Çayan: Kesintisiz Devrim


Page loaded in 0.870528 seconds.

1&1 DSL
Vodafone 360°
Lastminute.de
AutoScout24 - Hier findet jeder das passende Auto.
creditplus
Logo
Flugbuchung.com
Sedo.de - der onlineHandel für Domains
DR.HOUSE & EUROCHRONO Europas Uhrenfachdiscounter
Babyflasche mit Vornamen und Geburtstag des Babys!
Quoka.de - der Kleinanzeigenmarkt
EU-Neufahrzeuge, Jahreswagen und Gebrauchtwagen